|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 2 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Bir süre önce Dicle Üniversite İlahiyat Fakültesi'nin bir öğretim üyesinden gelen, fakülteye atanan dekan vekilini gerek uzmanlığı gerek icraatları açısından eleştiren bir mektubu yayınlamıştık. Bu mektup epey tartışma yarattı. Nitekim Dekan Vekili Prof. Dr. Yıldız hem söz konusu mektupla hem benim yazımla ilgili bir eleştiri ve açıklama göndermiş. Bu köşeye sığmayacak kadar uzun bu açıklamayı özünü bozmadan kısaltarak, hem yanıt ve eleştiri hakkı hem tartışma vesilesi olarak yayınlıyoruz: Şöyle diyor Sn. Yıldız: "Dekanlığa vekaleten atanmam legal, şeffaftır. Yasa ve yönetmeliklere uygun yapılmıştır. Birçok üniversitenin fakültesine, başka fakültelerden dekan atanmıştır. Üniversitemizde de benden başka örnekleri vardır. Başka fakültelerdeki olgu İlahiyat Fakültesi'nde olunca niye vahim olsun? Hak ve hukuku ihlal eden değil; herkesin hakkını ve hukukuna saygı gösteren bir anlayışa sahip olduğumu belirtmek isterim. Çıkarı bozulan ve kendilerine pozitif ayrımcılık isteyen bir kaç kişi hariç, diğerlerinin benden memnun olduğunu da düşünüyorum. Bence buradaki esas sorun; fazla saat ders ücretinden kaynaklanıyor. Bunun kanıtı da; 2. dönem başlamadan önce, ders ücreti söz konusu olunca, bir iki arkadaşın sorun çıkarmasıdır. Bunların başında da size mektup yazan dostunuz gelmektedir. Bütün kararlar; gerekli kurullarda, demokratik bir şekilde oylama yapılarak alınmıştır. Kendi başıma buyruk hiç bir kararı da almadım. Bütün kararlar, ilgili yasa ve yönetmeliklere göre alınmıştır. Bütün belgeler herkese açıktır. Size gelen mektupta "Burada bütün hocalar, her derse girebilir ve verebilir" dediğim iddia edilmektedir. Bu, "Türkiye Dindarlığı Dersi" ile ilgili olarak söylediğim "bütün İlahiyatçılar bu dersi verebilmelidir" sözünün çarpıtılmasıdır. Ayrıca herkesten fazla felsefe biliyorum sözünün özü de doğru değildir. Bir sohbet esnasında, bütün akademisyenlerin felsefe okuması gerektiğini ve benim de bir pozitif bilimci olarak, felsefe ile ilgili çok kitap okuduğumu söylediğimi hatırlıyorum. Bölüm Başkanları ve Dekan Yardımcısı bir arkadaş da buna şahittir. Ayrıca, "her şeyi herkesten fazla biliyorum" cümlesi bana ait olamaz. Çünkü bu sözü; insan düşüncesinin sınırlı ve ihtiyaçlarının ise sınırsız olduğunu kabul eden ve bu nedenle de herkesin her şey bilmesinin mümkün olmadığını her ortamda tekrar eden benim gibi birisinin söylemesi mümkün değildir. Bunu da bana yapılmış bir iftira ve hakaret olarak kabul ediyorum. Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi'nin Stratejik Planı'nın sunumu yapıldığı toplantıda, fakültenin kalitesinin yükseltilmesi kriterleri için ölçülecek değerler sıralandı. Serbest piyasada bu fakülte mezunlarının diğer İlahiyat Fakültesi mezunlarına tercih edilmenin oranı sayılan kriterler içinde yoktu. Bu kriterin ilave edilmesi gerektiğini söylediğimi hatırlıyorum. Bunu da yaklaşık olarak 400 kişinin olduğu salonda, dekan arkadaşlarım, rektör ve üniversitemizin bütün idarecilerinin olduğu ortamda söyledim. Kimsenin rahatsız olduğunu da duymadım. Söylediğim; Stratejik Plan'a olan inançsızlığımı değil, tersine bu konuyu ne kadar ciddiye aldığımı ve değer verdiğimi göstermektedir. AB yolundaki demokratik bir ülkede her herkesin hoşgörüyle eleştiri ve özeleştiri yaptığı bir ortamda fikrimi söylemek suç mu? Toplantının amacı da daha iyisini ortaya koymaktı. Bunu söylemek kadar doğal olan ne olabilir? Açıkçası, birilerinin bunu bana karşı koz olarak kullanacak kadar cahil olacağını hiç düşünmemiştim. Size üç öğretim elemanına karşı ayrıcalıklı davrandığımı yazmışlar. Bu üç elemanımızın dekanlığa dışarıda doktora yapma talebi olmuştur. YÖK'ün ve üniversitemizin bu konudaki kriterleri, bu elemanlarımız tarafından sağlanamadığı için, bu konudaki talepleri ilgili kurullarca kabul edilmemiştir. Her şey yasa ve yönetmeliklere uygun yapılmıştır. Olay çarpıtılarak, benim şahsi olarak bunlara engel olduğum size yazılmıştır. Daha 4-5 aydır burada görev yapıyorum. Bunlardan sorumlu tutulmam için hangi vicdana sahip olmak gerekir? Cevap bulamıyorum! İnsaf... Sonuç olarak, keşke size yazılan mektubun doğruluğunu araştırdıktan sonra yayımlasaydınız diye düşünüyorum. Yazılanlar doğru değildir. Tamamen yalan ve çarpıtmadır. Prof.Dr.Abdunnasır YILDIZ Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan V.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |