T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 2 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ahmet KEKEÇ

Düşene vuran gazeteciler...

Tartışma şu olmalı bence: Medya, manipülasyona ne kadar kapalı? Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, medyanın yabancı servislerin, diplomatların manipülasyonuna açık olduğunu söyleyince kıyamet kopmuştu, hatırlayacaksınız. Hatta bir genel yayın yönetmeni çıkmış, "Ben yabancı servislerden talimat alıyorum, devletin tüm imkanları ellerinde, hadi açıklasınlar bakalım" diyerek meydan okumuştu. Kendi ifadesiyle, işi mizaha dökmüştü.

Mizaha dökmemişti de, "yabancılaştırmıştı." Çünkü biz o satırları, "yabancılaştırma efekti" niyetine okuduk ve bir tür itiraf beyanı saydık. İşi, göstere göstere mizaha döküyorsanız, orada sorun var demektir.

Neyse, Dışişleri Bakanı sonradan özür diledi de, mesele tatlıya bağlanır gibi oldu.

Fakat konu, önemini ve güncelliğini koruyor bana sorarsanız.

Nitekim, Radikal yazarı Mehmet Ali Kışlalı, Gül'e gösterilen tepkiye anlam veremediğini, basının pekala dış ve iç güçlerce manipule edildiğini (kullanıldığını) yazdı. Mümkün olsa da yazının tamamını aktarabilsem.

Mesela şöyle diyor:

"Özellikle demokratik ülkelerde yabancı diplomatların ve istihbarat kurumlarının kendilerine yakın görüş sahiplerini kullandıkları bir açık gerçektir. / Bu eğilimdeki gazeteciler ile yakın ilişkiler kurulur. Onlara çeşitli maddi-manevi olanak sağlanır. Yatırım yapılır. Sonra zamanı geldiğinde yabancı görüşleri basında yansıtmaları gerçekleşir. / Bakarsınız gazetelerdeki kimi yazarlar sürekli olarak, gazetelerinde yabancı devletlerin görüşlerini savunurlar. Adeta kendi ülkelerine karşı olmayı gelişmişlik işareti sayarlar. Kimileri bu alanda çok ustadır. Şöhretlerini dikkatle yapıp, ülkelerinin en itibarlı gazetelerine yerleştikten sonra, 'suret-i hak'tan gözükerek, zaman zaman kendilerini yönlendiren yabancı örgütlerin istedikleri görüşleri savunurlar. / Biz bunun örneklerini Türkiye'de, yakın geçmişte açılan çeşitli kampanyalarda gördük. Onlara 'mütareke basını' yakıştırması da yapıldı."

Kışlalı, gerçi, "mütareke basını" diyerek, işi AB meselesine bağlıyor ve kendince hedef saptırıyor ama, burada para alışverişine dayalı organik bir ilişki yok bence... Kışlalı abartıyor. Pek pek "gönüllülük ilişkisi"nden sözedilebilir.

Kışlalı'nın en dikkate değer ifadesi şu: "Gazetecileri kullanma yöntemini Türkiye de zaman zaman, içte ve dışta başarıyla uyguladı."

Dışta nasıl uyguladığını bilmiyoruz (Kışlalı bazı örnekler veriyor); bizi şimdilik (en azından bu yazı bağlamında) içteki "başarılı uygulamalar" ilgilendiriyor. Demek ki medya manipülasyona her zaman açık ve Türkiye (yani devlet) ihtiyaç hasıl olduğunda içte de bazı gazetecileri kullanıyor.

Peki nasıl kullanıyor?

Bazılarının canı sıkılacak ama, aklıma hemen Andıç haberi geliyor. İki büyük gazetemizin manşetini süsleyen haber, bildiğiniz üzere, bir generalin emriyle, "araya parça sıkıştırmak" suretiyle hazırlanıp servis edilmişti.

Sonra ne oldu?

Haberde adı geçen iki gazetecinin (Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand) gazeteleriyle ilişkisi kesildi. Bir insan hakları savunucusu (Akın Birdal) kurşunlandı. Bir gazete binası (Akit) tarandı. Tali unsur sayılan diğer gazeteciler (Altan kardeşler, Barlas, Karakaya, Dilipak, Karahasanoğlu, Düzgören, Ilıcak, Bayramoğlu, Kekeç vs...) hakkında onlarca, yüzlerce dava açıldı.

Daha vahimini söyleyeyim:

Andıç haberi yayınlandığında, mesleğin saygın ve itibarlı başyazarlarından biri, "Alçakları tanıyalım" başlıklı bir yazı yazmış, zaten "düşmüş" bulunan iki gazeteci arkadaşına vurmuştu.

Sonra ne olduğunu biliyorsunuz:

Çıkıp özür diledi, "devlet bizi kullandı" gibilerden açıklamalar yaptı ama, Türk Basın Tarihi'ne "düşene vuran başyazar" olarak geçmekten kurtulamadı.

Demek ki oluyormuş.

Demek ki medya manipülasyona hiç de kapalı değilmiş.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi