T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 2 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Hüseyin HATEMİ

Avrupa Birliği ve İslam

Bir aziz okuyucu; "Yunus Emre dili ile Batı'ya öğretmenlik etmek" diyor. Evet, Batı'ya Yunus Emre dili ile ma'rûfu emr ederiz, münkerden nehy ederiz, onlardan da Aziz François (Franz) dili ile aynı Sevgi tebliğleri gelirse bunları da sevinçle karşılarız. Fakat bunu içten pazarlıkla, "Ortak Pazar" da "serbest dolaşım" için değil "gül alıp gül satmak, gülden terazi tutmak" için yaparız. Avrupa Birliği; bir "Tabiî Hukuk ve Ahlâk Birliği" olma hedefine tekrar yönelecek ise, Kur'an-ı Kerim'in gösterdiği yönde bu birliğe girmeye her zaman hazırız. Fakat Avrupa cinsî ahlâka "cinsel ayrımcılık" diyerek mahkûm edecekse, Avrupa'da ahlâk kaleleri birer birer yıkılacak ve bu yıkım sınırlarımıza dayanacaksa, ahlâksızlığın adı "özgürlükçülük ve eşitlik" olacaksa, o zaman biz bu Avrupa'ya tâlib olamayız, "size dininiz, bize de dinimiz!" deriz. Esasen "dialog"u da ilm-i Hal'de, ahlâk ilkelerinin Yeryüzü'nde hâkim olması gayreti için gerekli görüyoruz, "Kayser" yoldan çıkmış, "Kanzler"i de o'na uymuş ise, "dialog" yapacağımız kimseler sadece din adamlarıdır, yoksa siyasetçiler değil! Hele Canavar'ın sözcüleri ile dialog'a hiç niyetimiz yoktur ve onların yaldızlı sözlerine karnımız toktur!

Dialog'da muhatabımız olanlardan da İslâm inanç ilkelerinin tamamını benimsemelerini değil, Allah'a îman, âhirete îman, aynı temel ahlâk ölçütleri ve bir de Resûl-i Ekrem'e (S.A.) saygı bekleriz.

Adenauer ve Heuss, inançlı ve erdemli kimselerdi. Avrupa; Kıt'anın içinden geçen demir perde ve Berlin Duvarı olguları karşısında korku ve kaygu içinde iken, bu ahlâkî-dînî değerlere bağlı kalma gereğini duyuyordu. Şimdi Canavar onu da ahlâkı terke zorluyor. Biz de "Avrupa Hristiyan kulübü değildir" diyerek Canavar'a alkış tutuyoruz. Oysa Avrupa'nın; Hazret-i İsa'nın "Dağ Vaazi" değerlerine bağlı kalması "gül pazarı" kurulması için gereklidir, yoksa aramızda hiçbir bağlantı kurulamaz. Canavar'ın isteği de esasen iki tarafın da ortak ahlâkî değerler bilincinden yoksun kalmasıdır. Bruxelles'de "-Türkler Avrupa Birliği'ne aslâ giremezler!" havası hâkim olunca Canavar timsah gözyaşı dökerek bize döner: -Ben bilirim bu Avrupalı Hristiyanların ne faşist olduklarını! Ne var ki siz de "ılımlı Müslüman" maskesi altında inancınızı tamamen terk etmedikçe, bunlara bahane vermiş olursunuz şu halde dininizi terk edin, ben size derhal Avrupa'ya giriş vizesi alabilirim!"

Oysa bunu yaparsanız, Avrupa'ya bulgura giderken evdeki pirinçten de olacaksınız ve aslâ Avrupa'ya da giremeyeceksiniz! Diğer bir deyişle: Hem pirinçten, hem bulgurdan olacaksınız. Yapamazsanız ve Bruxelles'de Türkiye'ye karşı bahar havası, yalancı bahar günleri hâkim olursa, bu kez de Canavar'ın kiralık kalemleri Avrupa'da ve Amerika'da derhal Ermeni Soykırımı Tasarısı'nı rafdan indireceklerdir. Buna karşılık bize doğrudan doğruya değil içerideki bilinçli- bilinçsiz taşeronlarını konuşturarak şöyle diyeceklerdir: -Yahu kendi İslâm soslu şovenizminizin suyu mu çıktı? Oturun oturduğunuz yerde! İçinizdeki Hristiyanlara da kötü davranın ki sizi tuzağa düşürerek tutsak etme hevesinden vazgeçsinler! Onların Roması, Londrası, Berlin'i, Paris'i batsın! Bana gelin ki ben sizi Abramovitz veya Zalmay Halilzad gibi adamlarımın atlı karıncasına bindireyim ve sizi -işte tekrar Adriyatik'ten Çin Denizi'ne at koşturmaya başladınız diye bir nebze oyaladıktan sonra, birden "yandı!" feryadıyla Dral Dede'nin düdüğü gibi ortada bırakayım!"

Kardeşler, âriyetî (eğreti) ata binen tez iner, artık bu fasid daireden kurtulmak gerekir. Artık Avrupa Birliği'ne de, kendimize de anlatalım ki: -Biz Avrupa Birliği'ne çıkar hesaplarıyla girmeyiz. Allah rızka kefildir. Biz, Roma'nın halefi olduğunu söyleyen sizlere, Rum (Roma) Suresi'nin (30. Sure) 30. âyetdeki Tabiî Hukuk ve Evrensel Ahlâk çerçevesinde işbirliği yapma teklifini sunuyoruz, çıkar ve karşılıklılık ilkesi ile değil, Ahlâk'ın kategorik emri ile davranıyoruz. Kabul ediyorsanız, biraz acele edin! Fazla naz âşık usandırır. Muttasıl "vuslat yine mi kaldı güzel başka bahâre?" şarkısını çağıracak değiliz! Kabul edecek değilseniz yine tez ve açık söyleyin! Bizi sevenleri cânım / Biz de severiz Sultânım! / Bizi sevmeyen kişiler / Varsın Bruxelles'e Sultân olsun!

Değil mi ama? Vesselâm!
Bâkî selâm!

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi