|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 2 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Mart kapıdan baktırmaya başladı. Cemre suya düştü, bahar havası kendini hissettirmeye başladı. Ancak soğuk, bir şey unutmuş gibi telaşla geri dönüyor. Güneş, bulut, yağmur, rüzgâr birbirine karışıyor. Ekonomi sayfaları da, su sıralar meteoroloji bülteni gibi. Bahar havası tadındaki bir haberin yanı başında alçak basıncın etkisiyle donduran bir başkası göze çarpıyor. Önce Ocak ayı bütçe gerçekleşmelerine bakıyoruz. Verileri, gensorudan yırtan, ama eleştirileri dindiremeyen Maliye Bakanımızın elinden okuyoruz. Ocak ayında merkezi yönetim bütçesi fazla vermiş. 2006 yılının ilk ayında 2 milyar YTL'nin üzerinde bir bütçe fazlası sağlamışız. Faiz dışı fazlamız ise 4 milyar YTL'nin hayli üzerinde. Türkiye, bütçe disiplini açısından uzunca bir süreden beridir en parlak dönemini yaşıyor. Önemli bir gelişme bu. Başarı takdire şayandır. Başarı sadece bütçede sağlanmış da değil. Bugüne dek ekonomide istikrarsızlık unsuru olan ve kanayan yaralarımız olarak ifade ettiğimiz kamu borçları ve enflasyon konularında da önemli mesafeler alındı. Bu alanlarda önümüzdeki günlerde bahar havası tadında müspet haberler almaya devam edeceğiz. Şubat ayının sonunda, 2004 yılına ait gelir dağılımı verileri de açıklandı. 2004 yılında gelir dağılımında nisbi bir düzelme gözüküyor, özellikle orta gelirli kesimler için. Cemre Türkiye ekonomisinin suyuna düşmüş gözüküyor. Ama toprağa da düşmeyince rahat bir nefes alacağa benzemiyoruz. Nitekim gelir dağılımı verileri ile birlikte 2005 yılı işsizlik verileri de açıklandı. Büyüyor olduğunu söylediğimiz bir ekonominin istihdam üretiyor olsa da, işsizliği yenemediğini görüyoruz. Ters bir şeylerin gittiğini uzunca bir süredir söylüyoruz. Ters giden ülke ekonomisinin yapısal bozukluklarının yeni döneme ayak uyduramaması. Ekonomi politikaları da bu uyumsuzluğa bir merhem bulamıyor ne yazık ki. Kara bulutlar dış ticaret performansımızı da menfi etkiliyor. Ocak ayı verilerine göre, 2006 yılının ilk ayında ihracatımızın geçen yılın aynı ayına göre gerilemiş (% 3,6) , ithalat ise tam tersine önemli ölçüde artmış (% 11,1). Dış ticaret açığı aynı dönemler karşılaştırılınca % 44 artmış. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise % 60'a gerilemiş. Bu gelişmeyi, Ocak ayının kötü hava şartları ve Kurban Bayramı'na ne ölçüde bağlayabiliriz, bilemiyorum. İhracat tatil yapıyor da, ithalat neden yapmıyor? Mesele Türk parasının değerli, dövizin ucuz olmasından mı kaynaklanıyor. Şüphesiz bu gerçeğin de bir etkisi var. Ancak sıkıntı daha derinlerde, yeni ortamda kâr üretemeyen, işsizliğe çare olamayan ve ithal ettiği malın üzerine anlamlı bir katma değer ekleyip pazarlayamayan reel kesimin yapısal bozukluklarında. Gördüğünüz gibi, dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Reel kesim. Yaşanılan problemlere çözüm, ekonomi yönetimi ile bu ülkenin üretici güçlerinin ortak bir mutabakatından geçiyor. Herkesin üzerine yük düşüyor bu noktada. Önemli olan, gerçekleri görüp sorumluluktan kaçmamak. İstikrarı sağladık, ama istikrarı sürdürülebilir kılamazsak bu uzun kıştan çıkamayabiliriz.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |