T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 2 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Rasim ÖZDENÖREN

Sinsilik

"Herkes en gizli fikirlerden, bir arkadaş toplantısında söylediği şeylerden suçlu tutulursa, kim hüküm giymez!" diye soruyor Dostoyevski (Dostoyevski'den Ruha Dokunan Düşünceler, hazırlayan: Esra Uluç, Carpe Diem Kitap Y. İst. 2005, s.31).

Unutulmasın ki, o da, bir arkadaş evinde, aslında mahiyetini çok da iyi bilmediği bir toplantıda yakalanarak mahkûm edilmişti. Mahkumiyeti hiç de sıradan bir cezayı içermiyordu. Ölüm talebi ile yargılanmıştı. Mahkeme suçunu sabit görerek cezayı vermiş ve cezası kesinleşmişti. İnfaz günü geldiğinde, karşısına kendisini kurşuna dizecek bir manga asker sıralanmış, gözleri bağlanmıştı. "Ateş!" komutunun verilmesini bekliyordu. Nihayet beklenen ân geldi ve komut verildi: "Ateş!" Mahkûmun dizlerinin bağı çözüldü. Fakat komutun gerektirdiği silah sesleri duyulmamıştı. Ölüm acaba böyle bir şey miydi? Bilinci, ona, derinden, hâlâ yaşamakta olduğunu fısıldıyordu. Ve işte dünyalık bir ses, komutanın sesi.. gözlerini kapatan bant açılıyor ve ona çarın kendisini bağışladığına ilişkin fermanı okunuyordu. Ölüm cezası bağışlanıyor, fakat ölümden daha az ağır olmayan kürek cezasına mahkûm ediliyordu. Cezasını Sibirya'da çekecekti. Orada, dört uzun yılı geçti. Büyük romanlarının içeriği orada oluştu. İnsanın kemiğini acıtan düşünceleri orada gelişti. Orada, o uzun yıllar boyunca yalvarmalarına rağmen şu iki kitaptan başkasını okuması yasaklandı, onlar da dinî kitap diye, ıslah olmasına yol açar diye.. şu iki kitap: İncil ve Kur'ân!

Hayatın acısını, çilesini ve gerçekliğini iliklerinde duyumsamış olan birinin ağzından çıkan sözlere kulak verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o sözlerin, her birimizin hayatında tekabül ettiği farklı bir gerçekliği yakalamamız mümkündür. Bir arkadaş, bir dost toplantısında söylenen sözleri işitmek için oraya bırakılmış "büyük kulak", aslında nasıl da bir alçaklığın simgesidir. O, alçaklığın simgesidir, çünkü insanı savunmasız bırakmak üzere oraya bırakılmıştır. Savunma, yalnızca insan olma haysiyetiyle sınırlı bırakılmamıştır canlılar âleminde. Savunma, hayvanlar âleminin de bir temel ilkesidir. Av olan hayvanla onun avcısı olan hayvan arasında, yaratılış böyle bir savunma düzeneğini kendiliğinden oluşturmuştur. Avcı, ava savunma fırsatını daima tanır. Ava savunma fırsatı tanımayan, onu tuzağa düşüren avcı, aslında avcılığın haysiyetini ortadan kaldırır. Tuzağın olduğu yerde şerefsizlik vardır. Yılana karşı duyulan irkiltici korkuyla, aslanın karşısında duyulan telaşlı korku arasındaki farkı düşünün. Yılan sinsidir ve avını beklerken, bizzat bu bekleyiş bir tuzak halidir. Yılanın ısırığını bir ân duyumsayıp aynı ânda felç olan av, bilincine varmadan, kendini savunamadan, birden kendini ölüm dolambacının içinde bulur. Aslansa, avını yakalamak için gizlenmiş olsa da, avıyla arasında mesafe bulunduğundan, fırladığı anda onu gören av kaçarak kendini savunabilir. Yakalanır veya yakalanmaz, önemli olan kendini savunmaya fırsat bulabilmiş olmasıdır. Aslan karşısında duyulan yabanıl korkuyla (tevahhuş), yılana karşı duyulan ürpertici korku arasında, bu iki korkuyu birbirinden ayıran sınır yer alır.

İnsanın mahremiyetini ihlâl eden gizli dinleme, tecessüs, yılancıl bir ıra taşır ve bu yüzden menfur sayılmıştır. Mahremiyeti ihlâl eden, insanı savunmasız bırakan her türlü düzenek, gerekli görüldüğü yerde bile, menfur sayılmaktan kurtulmaz. Bu nedenle Dostoyevski'nin dediğine katılıyorum: insan gizli fikirlerinden, bir arkadaş toplantısında söylediği şeylerden suçlu tutulursa, kim hüküm giymez ki!

Not: Eğitim-Bir-Sen (Eğitimciler Birliği Sendikası) Adana şubesinin tertiplediği "Akif İnan'ı Anma ve Şiir Dinletisi" programı 26 Şubat 06 (Pazar) günü, Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu'nda başarıyla gerçekleşti. Konuşmacı olarak katıldığım programı düzenleyen başkan Mehmet Pala'ya ve değerli katkılarıyla programı zenginleştiren Metin Özel'e, O. Kemal Kocabaş'a, Memur-Sen Konfederasyonu il başkanı Mehmet Demirci'ye, ayrıca özel ilgileriyle programa renk katan M. Ökkeş Evren'e, Yunus Develi'ye, Dr. Cem Uraldı'ya ve emeği geçen bütün dostlara sonsuz teşekkürler. Onların kadirşinaslıkları, bizi, Akif İnan'la bir kez daha buluşturdu. Sağ olsunlar, var olsunlar.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi