T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 2 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Yasin DOĞAN

Dar alanda KKTC açılımları

AK Parti hükümetinin Kıbrıs politikasının önceki dönemlerin "en iyi çözüm çözümsüzlüktür" anlayışından çok farklı olduğu herkesin malumu.

Hiçbir ülke tarafından tanınmasa da KKTC'nin müstakil bir devlet olarak görülerek, varolan durumun yani statükonun bir devlet politikası haline gelmesi çok da anlaşılmaz değildi. Uzun süre denenen, bu durumun kabul görmesiydi, ancak beklenen olmadı; Güney Kıbrıs AB'ye üye oldu, ekonomik açıdan aldı başını gitti. Buna karşılık Kuzey Kıbrıs ambargo ve kısıtlamaların olumsuz etkisiyle boğuşmaktan kabuğunu kıramadı, beklenen gelişmeyi gösteremedi.

Bir noktadan sonra görüldü ki, Ada'da çözümsüzlüğü çözüm olarak görmenin avantajlı bir tarafı kalmadığı gibi, bu durum da sürdürülebilir olmaktan çıktı. Statüko istense bile sürdürülemez bir hal aldı.

Netice de Türkiye, Kıbrıs sorununda "kaçan" değil, "kovalayan" taraf olmaya çalışarak dezavantajlı durumdan kurtulmaya çalıştı.

Bir yandan AB'ye üyelik yolunda Kıbrıs sorununun önüne engel olarak konulması, diğer yandan AB'ye üye olan Güney Kıbrıs'ın hızlı gelişmesine rağmen Kuzey'in dışlanması, "çözüm" arayışlarını mecbur hale getirdi. Tüm kozlar zaman içinde elden çıkarıldığı için de fazla bir hareket alanı kalmayan hükümet dar alanda büyük ülke olmanın siyasal etkisini kullanarak açılımları zorladı.

Üç yıllık süreçte bir yandan KKTC'nin kendi iç şartlarını düzelterek kalkınma ve iyileştirmeyi gerçekleştirmek, diğer yandan uluslararası desteği arttırarak izolasyonları delmeye çalışmak için aktif bir dış politika izlendi.

Pekiyi neler oldu?

- İKÖ'de gözlemci olan KKTC'nin pozisyonu"Müslüman Kıbrıs Türk Toplumu"ndan "Kıbrıs Türk Devleti"ne yükseltildi.

- ABD Senato üyelerinden oluşan bir grup ile Azerbaycan'dan işadamları heyeti, KKTC'ye ziyaret gerçekleştirdi.

- İngiliz Dışişleri Bakanı Straw, Rumların tüm engelleme çabalarına rağmen Cumhurbaşkanı Talat'ı makamında ziyaret etti.

- Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell Fontelles beraberindeki bir heyetle temaslarda bulunmak üzere Ekim'de KKTC'ye gitti.

- Kıbrıs Türk Hava Yolları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden diğer ülkelere bağlantılı uçuş yaparken, Ağustos'ta ilk kez Bakü'ye uçtu.

- Türkiye dışındaki başka bir ülkeden ilk direkt yolcu uçağı uçuşu, Temmuz'da gerçekleşti. Azerbaycan'dan İMAİR isimli özel şirkete ait bir uçak, Bakü'den havalanarak Ercan Havaalanı'na indi.

- Rusya'nın olumsuz ve engelleyici bakışı değişmeye başladı, yumuşama oldu, İslam ülkeleri KKTC'yle ikili ilişki geliştirmek için daha istekli hale geldi.

- Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi'nden bir heyet, Haziran'da KKTC'de incelemelerde bulundu.

- Talat ve Serdar Denktaş çeşitli ülkelerden davetler almaya başladı.

Son olarak AB Konseyi Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım tüzüğünü kabul etti.

Tüzüğün onaylanmasının, Kıbrıs Türk toplumunu AB'ye daha da yakınlaştıran somut projelerin gerçekleşmesine olanak sağlayacağını ifade eden AB komiseri Rehn'in "Yardım paketinin kabul edilmesi, AB'nin Kıbrıslı Türk toplumun izolasyonunun sona erdirilmesine ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmesinin kolaylaştırılmasına yönelik bir ilk adım olarak görülmelidir" diye yaptığı açıklama, yapılacak maddi yardımdan belki daha anlamlıydı. Rehn, Komisyon'un Konsey'i, AB ile Kıbrıs Türk toplumu arasındaki "doğrudan ticaret" konusunda 2004 yılında benimsenen önerinin kabul edilmesi yönünde ilerlemeye de cesaretlendirdiğini açıkladı.

Doğrudan ticaret, altyapı, enerji ve çevre yatırımları gibi adımlar KKTC'nin nefes alması için hayati önemdedir.

Bu süreçte belki de en büyük değişiklik ve en önemli gelişme çözümsüz, uzlaşmaz ve ayak direyen tarafın Türkler değil, Rumlar olduğunun uluslararası toplum tarafından kabul edilmeye başlanmasıdır. Bir zamanlar Denktaş'ı uzlaşmaz ve masadan kaçan taraf gibi görenler artık Papadopulos'un bu tutum içinde olduğunu düşünmeye başlamışlardır. Referandumda "evet" diyen, çözüm için inisiyatifler üstlenen, BM'nin iyi niyet misyonuna açık destek veren Türk tarafıdır.

Rumların yaka silkilen taraf haline gelmesi çözüm arayışlarında Türk tarafının psikolojik destek bulması açısından önemli bir durumdur.

Geçmişin bir çok yanlış uygulaması bugün hiç de arzu edilmeyen sonuçlar doğurmuş, AB'ye üye olan Güney Kıbrıs avantajlı hale gelmiştir. Yine de son dönemde izlenen politikanın zararı aza indirmek, KKTC'yi "haklı" taraf olarak göstermek açısından kayda değer bir açılım olduğu söylenebilir.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi