T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 9 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Davut DURSUN

Kadın ve siyaset...

8 Mart Kadınlar Günü vesilesiyle yapılan renkli ve heyecanlı konuşmalarda kadınların içinde bulundukları duruma ilişkin pek çok noktaya dikkat çekildi. Kadınların maruz kaldıkları ayrımcılık, şiddet, kötü muamele, düşük ücretle istihdam, eğitimsizlik, erken yaşta evlendirilme, ücretsiz işçilik, toplumsal alanlarda düşük temsil ve benzeri çeşitli sorunlar gözler önüne serildi.

Kadınların mevcut durumunu en çarpıcı şekilde yansıtan siyaset alanındaki konumlarıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde % 4.4, yerel yönetimlerin temsil organlarında ise % 5 gibi son derece düşük oranda temsil edilmeleri kadın sorununun çarpıcı tablosu olarak sunulmaktadır.

Gerçekten de toplumun yarısını oluşturan kadın nüfusunun ulusal ve yerel temsil kurumlarında yüzde beşlerde temsil edilmesinin çok ciddi bir haksızlık ve eşitsizlik örneği olduğunu açık. Kadın ve erkeklerin eşit oranda temsili mümkün olmasa bile en azından kadınların temsilinin dörtte veya üçte birler seviyesine gelmesi gerektiği savunulmaktadır.

Bilindiği gibi siyaset baştan beri tüm toplumlarda erkeklere ilişkin bir faaliyet alanı olarak kabul edilmiştir. Mesela Eski Yunan'da doğrudan demokrasinin uygulandığı şehir devletlerinde kolektif sorunlara ilişkin karar almak için bir araya gelenler yabancı olmayan hür erkeklerdi. Roma'da da senatoda erkekler temsil ediliyordu. 19.yüzyılda temsil sistemi gelişip iktidarın temsilciler eliyle kullanılması söz konusu olduğunda erkeklerin temsilcileri belirlemeleri yoluna gidildi. Kadınların temsilciler yoluyla karar mekanizmasına katılmaları çok sora gündeme geldi.

Kadınların da önce temsilcileri belirleme, daha sonra da temsilci olabilme hakkına sahip oldukları düşüncesi 20.yüzyılda benimsenmiştir. Bugün gelinen noktada hemen hemen bütün dünyada kadınların da erkekler gibi seçme yani temsilci belirleme ve seçilme yani temsilci olabilme hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir. Geleneksel Ortadoğu yönetimlerinde de kadınların siyasal hakları kabul edilmekte ve oylarıyla seçim sürecine katılmaktadırlar.

Hukuksal bakımdan kadınların seçme ve seçilme haklarına sahip oldukları hususunda fazla bir problem yoksa da mevcut tablonun kadınlarla erkekler arasında ciddi bir eşitsizliğin bulunduğu ortada.

Peki problem ne?

Bu soruya verilecek cevaplar konusunda farklı analizler ve yaklaşımlar gündeme geliyor. Kimisi mevcut eşitsizliğin erkek egemen kültür ve onun tarafından belirlenen ilişkilerden kaynaklandığını düşünmektedir. Erkek egemen kültür kadınlara toplumsal hayatta ev işleri ile anneliğe ilişkin faaliyetleri verdiğinden kadınlar siyasetten uzak tutulmaktadır. Erkek egemen kültürün sonucu olan durumun değişebilmesi için bir takım özel tedbirlerin ve "pozitif ayrım"ların uygulanması zorunludur. Sadece hukuksal bakımdan eşit haklar getirilmesi yeterli değil erkek egemen kültürün etkisinin de kaldırılması gerekmektedir.

Bunun için yapılması gereken şey kadınlara belli kotalar ve avantajlar sağlanmasıdır. Mesela ulusal ve yerel temsil kurumlarında yüzde 30-40 kadın temsilci bulunmasının zorunlu hale getirilmesi, kadınlara bazı ayrıcalıkların sağlanması gibi...

Bir noktanın özellikle gözden kaçırılmaması gerekiyor. Dünyanın hiçbir yerinde siyasette kadınlarla erkekler eşit oranda temsil edilmemektedirler. Bu sadece kültürel faktörlerle izah edilebilecek bir durum değil. Sorunun erkek egemen kültürü aşan bir boyuta sahip olduğunu ve siyasetin doğası ile kadınlık gerçeği arasında bir ilişkinin kurulması gerektiği söylenebilir.

Cevaplanması gereken ortada çok soru var: Kadınlıkla siyasetin ne kadar uzlaşabileceği, daha doğrusu siyasette kadınların etkinliklerini artırmaları, daha yüksek bir temsil elde etmeleri, karar mekanizmasında söz sahibi olmaları halinde siyaset nasıl bir yapı kazanacaktır? Siyasetin daha insani, adil, barışçı ve ahlaki bir yapı kazanması söz konusu mu? Yoksa siyasetin rasyonel doğası kadınları dönüştürerek kadınlık hassasiyetini ortadan kaldıracak mı? Kadınların siyasette aktif rol oynadıkları dönemler tarihe nasıl geçmiştir? Mesela İngiltere'de Theacher, İsrail'de G. Meir, Pakistan'da Butto, Türkiye'de Çiller dönemleri kadın siyaseti açısından olumlu birer örnek midir? Aslında pozitif ayrımcılıktan önce kadın siyasetini tartışmak gerekir.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi