|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 9 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Canan ve Mehmet Barlas çiftiyle yaptığımız röportaja devam ediyoruz... Eleştirir misiniz birbirinizi? Canan Barlas: Tabii, aykırı geldiği zaman mutlaka fikrimi söylerim. Mesela bazı tv programlarında çok eleştirdim Mehmet'i. Ama gençliğinden beri çok ileri bir adam olduğunu biliyorum. Düşünce olarak eleştiremedim. Mehmet entelektüel olarak kendini çok iyi besleyen biri. Ama bazı tv programlarını hiç yapmaması gerekirdi. Mesela? CB: Başka Yerde Yok mesela. Güzel bir programdı o. Mehmet Barlas: Bence de güzeldi ama Canan magazin ağırlıklı bulduğu için eleştirdi. CB: Sürekli mücadele vermiş, dünya çapında entelektüel bir adam bence. 28 Şubat hırpalanması yüzünden bir magazin programına girmesini hoş bulmadım. Düşünce insanının magazine kayması doğru değil. Siz bir kitap yazdınız, patronları kızdırdınız. CB: Evet, Babıâli patronlarını karşıma aldım. 29 tane dava açıldı. Milyarlarca lira tazminat istendi. Sonuç ne oldu? CB: Affa girdi bir kısmı. Tazminatlar da ödendi.
Siz ceza aldınız mı hiç? MB: Ben hukukçu olduğum için dikkat ediyorum. Yine de tazminata mahkûm oldum iki defa. Birini Mesut Yılmaz, diğerini Emin Çölaşan açmıştı. Yeni Şafak'taydı ikisi de. ANAP kongresinde "Lütfullah Kayalar genel başkan olsa daha iyi olur" diye bir yazı yazdım. Yılmaz "Benim genel başkanlığımı engellemeye çalışıyor" diye tazminat istedi. 8 milyar ödedik. Çölaşan da yazdığım yazılardan dolayı insan içine çıkacak hali kalmamış diye dava açtı, ona da aynı miktar ödedik. 45 senedir yazı yazıyorum, bütün hayatım boyunca 7-8 dava açıldı. Siyasete nasıl bakarsınız? MB: Siyasete çok önem veririm. Siyaset bence mesleklerin en incesi, en zoru. Siyasetçiler bütün mesleklerin en süzülmüşüne sahip. Hakkını vererek yaptığında zaten ülkenin hayatını değiştiriyorsun.
BAKANLIK TEKLİFİ
Kendiniz rol almayı düşündünüz mü? MB: Hayır istemedim. Çünkü babam siyasetçiydi. Bakanlık yaptı, gazetecilik yaptı. Yazardı aynı zamanda. Önemli bir insandı. Benim tanıdığım en kültürlü, en barışçı, en uzlaşmacı adamdı. Ama idamla yargılandı, hapse girdi 57'de. O yüzden hayatımız hep maceralı geçti. Dedim ki bir aileden bir politikacı yeter. Teklif gelmiştir herhalde... MB: Geldi, defalarca. Bakanlık da teklif edildi. Ama ben politikaya hiç sıcak bakmadım. Hele bakan falan olmak, Allah korusun. Zor olduğu için mi? MB: Zordan ziyade kendinizle uğraşmak yerine kendi dışınızdaki meselelerle uğraşıyorsunuz. Kissenger'ın meşhur sözü var. Bir aydın kendi gündemini kendi seçer. Masa başına oturup yazıya başladığınız zaman, o gün sizin için en önemli konu belki aşktır, belki tabiattır, belki ailedir. Ama politikacı olduğunuz zaman gündem sizin üstünüze gelir. Kendinizle ilgili olmayan konularla çok fazla uğraşmak zorunda kalırsınız.
AŞK VE EVLİLİK
Aşktan ve evlilikten bahsedince, o meşhur soruyu sormak şart oldu. Evlilik aşkı bitirir mi? CB: Evlilik, eğer bütün bir hayatı paylaşmaksa, bence sevgiyi çoğaltır. Hayatın başındaki sulandırılmış kadın-erkek ilişkisi hormonlara bağlı bir şey. O, çocuk sahibi olmaya yönelik bir karşılıklı çekim, bir dürtü. Ama o hayat paylaşımını uzun süreye taşıyınca giderek artan bir sevgi oluşuyor. Bu arada anlaşmazlığın hiç olmadığı bir dünya değil. Bütün mücadelelere beraber girerek, bütün kavgaları beraber vererek, arada kavga da ederek yaşanan birliktelik. Sizin evliliğiniz kaçıncı yılında? MB: 38 yıl oldu. Evliliğin ilk beş senesinde her dakika kavga çıkıyor. İki insan birbirini yontmaya çalışıyor; küsüyorsun. Kavgalar seni ve karşındakini mahvediyor. Ama belli bir süre sonra kavga etmek istesen de sebep bulamıyorsun. Kavga ettiysen ertesi gün sebebini hatırlamıyorsun. Maddi sıkıntı çektiniz mi hiç? MB: Pek olmadı. Canan'ın babası varlıklı biriymiş. Ben hayatımın ilk 20 yılında hep onların evlerinde oturdum. Siz tanımadınız mı? CB: Yok hayır, ölmüştü ikimizin de babası. MB: Benim gazeteci olarak çok sıkıntılı dönemlerim oldu. Mesela 12 Mart'ta işsiz kaldığımda beş kuruşum yoktu. TRT'ye gittim, aldığım maaş yetmiyordu. Arabamı sattım. Fakat eve yansıyan, hayatımızı aksatan düzeyde olmadı. Cumhuriyet'in ilk yılları sefillikti. Annemin çantasından para çalıp dolmuş parası yapardım. Gece sekreteri, köşe yazarı, araştırmacı vs. fakat dolmuş parası yok. İlk dört-beş sene zordu gazetecilikte. Daha sonra baktım, hep iki senelik birikimim oluyor. İki sene işsiz kaldığın takdirde hayatı aksatmazsanız, sonunda mutlaka yeni bir iş çıkıyor.
DARBEYİ KONUŞMAK BİLE ABES
Birçok darbeye şahit oldunuz. Etkilerini yaşadınız. Ufukta bir darbe görüyor musunuz? MB: Yok artık AB sürecinde darbe marbe çok ayıp. Sözünü etmek bile ayıp. Eski cuntacılar şimdi ortada dolaşıyorlar. Şükür ki burası Türkiye. Genç bir ülke olduğu için, geçmişten çok geleceğe bakmak durumunda. Ama Arjantin, Yunanistan gibi olsa, eski cuntacılar yargılanır, hapse atılırdı. Türkiye'de hesap verme söz konusu değil. MB: Bütün Türkiye'nin hayatı bir darbe olduğu için, hep geçmişe dönük yaşanmıyor. Bence Türkiye sağlıklı bir ülke. Bir darbe geliyor, cumhurbaşkanını başbakanı içeri atıyor. Bakıyorsunuz o adamlar iki sene sonra tekrar başbakan olmuş, cumhurbaşkanı olmuş. Hep geçmişe dönük yaşansa, durmadan büyük tasfiyeler olur. Bence böylesi daha sağlıklı ama bir daha olmamak kaydıyla. Bunu 70'lerde yaşadık. Solcu kesim tasfiye edildi. 40'larda sağcı kesim tasfiye edilmiş, 30'larda inançlı kesim. Şimdi bu tasfiyeler bitti. Herkes bir arada yaşamak zorunda.
|
![]()
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |