|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 9 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Aşağıda duruyor, durmak denirse. Belli ki, yanaklarından patır patır damlayan yaşları göstermemek için, yanyana durduğu insanlara sırtını dönmüş çocuk yaştaki kadın. Kamikaze Kızları'nda, asi yaşıtlarından oluşan motosiklet çetesine bağlı Ichiko'nun arkadaşına söylediği cümleyi getiriyor insanın aklına gözü yaşlı kadın: "Ne yaparsan yap ama, asla başkalarının yanında ağlama..." Kadınsı bir içgüdüyle biliyor sanki, zayıf, güçsüz görünmenin muhatabı merhamete getirmeye yetmeyeceği, bilakis ezme, iktidar kurma hissiyatını kabartmaya bile sebebiyet verebileceğini ya da muhakkak öğrenmiş aşağıdaki kadın. Başında, iki ucundan birleştirilip üçgen şekli verildikten sonra örtülmüş, kalan iki ucu da baş üzerinde fiyonk yapılmış bir yazma. Anadolu'da "kala bağlamak" denir, genellikle ev içinde tercih edilir. Arka sıralardan gelen hafif volümlü hıçkırıklar gösteriyor ki, çocuk-kadının ayrılık acısı karşılıksız değil. Fotoğrafın üstüne alelacele yazılan senaryoya göre, kızını büyük şehre gelin vermiş anne, uzak yollardan geldiği ilk ziyaretini bitirmekte. Yeni ailesiyle birlikte anasını uğurlamaya gelmiş kadın, şu dünyada bir daha asla iyi bir şeyle karşılaşmayacağına kesinkes inanmış gözlerle bakıyor içinde bulunamadığı, az sonra "memleket"e kalkacak otobüse. İnsanın içini kıyan bir manzara. Kıyıcılığı, kadının erken yaşta evlendirilmesi ya da kaderine rıza göstermiş ev kızı gibi görünmesinden kaynaklı bir yazıklanma halinden gelmiyor elbet. Birincisi gayet makul çünkü, yaşam tarzına bağlı bir tercih, ikincisi ise belki bu durumdaki çoğusu için isabetli denilebilecek bir karar nihayetinde. Evin, dışarıya göre çok daha steril ve verimli bir alan haline getirilebileceği ve sözkonusu imgenin televizyon dizilerinin uyanık-dalavereci kadınlarıyla, moda dergilerinin gayet vaatkar bir "ben özgürüm" havası taşıyan, her daim dünya umurunda değilmiş gibi uzaklara bakan "yırtmış pozlu", kişiliği bilemem ama dişiliği su götürmez kadın imgesinden daha kabul edilebilir olduğu gerçeğini ıskalamak istemezsek tabii... İşin acıklı tarafı, kadın mağduriyeti üzerinden söylem çarpıştırma gününde, gerçek problemlerden bahsetmek yerine, ilk hedef olarak onları örtülerinden arındırmaya and içmişlerin mağduriyet söylemlerine kurban edildilen kadınların, kendileri adına parmak kaldırarak söz alan, ama kendilerine hiç mi hiç benzemeyen "cinsel özgürlük isteriz" sloganlı hemcinsleri tarafından ne büyük bir haksızlığa maruz kalıyor oluşlarını bir kez daha hatırlamış olmak. Bu durumun, kadınlara "önce bi açalım, sonrasına bakarız" diye girişerek, onların içinde bulunduğu gerçeklikten koparmak isteği şeklinde, durumu değiştirmeyeceği gibi, kendileri dışında hiç kimseye fayda da sağlamayacağı kesin, gerçeklik ve akıl dışı, hatta sonuç alımamasına rağmen, bıktırıcı ısrara devam edildiğine göre bir parça da niyeti kötü stratejilerini uygulamaya kalkışanlara yarıyor oluşu. Ufku açtı-kapadı seyrine kilitlenmiş "başını neden örtüyorsun"lardan çok "neyin var" diyerek başlamak lazım meseleye. Öteden bu yana "göğüyle yeri arasındaki direkleri kısa" bulunmuş bir şehirde, birazdan başlayacak "kadınlar günü etkinliği"ne yetişebilmek için Q klavyeyle hızlı yazı yazmaya çabalamak zor, ama ağlayan insanlara bakmak çok daha zor. Kadın hakkına değil, insan hakkına inananlar için bile bu böyle. Bunu bir de feministler görse...
|
![]()
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |