|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 9 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Uzun yıllar kiracı olarak yaşadım. Kiralık evlerde oturdum. Cümleyi birinci tekil halinde söylüyorsam da, aslında, biz evcek böyle yaşadık. Babamın memur oluşu, evlendiği kentte (Maraş) yabancı olarak bulunuşu, onu, çalıştığı yerlerin hiçbirinde ev sahibi olmaya heveslendirmemiştir. Babamın bu hali üstüne, daha önce düşünmemiştim. Demek ki, kendini hep göçebe hissetmişti! Öyle ya, aslında ev satın alma imkânına kavuştuğu günler olmuş, fakat asla bir ev sahibi olma hevesini duymamıştı. Onun, kendini göçebe olarak duyumsamış olabileceğini şimdi düşünüyorum. Daha önce, bu işi tümüyle onun kalender meşrepliği ile açıklamaya çalışırdım. Evet, dünya malında asla gözü olmamıştır. Asal etken bu olmalı. Ancak memur hayatı sürdürme zorunluluğuyla yaşaması da, sanıyorum, memurluk yaptığı sırada ve memurluk yaptığı yerlerde ev sahibi olma isteğini onda hiç uyandırmamış olmalı. Nitekim, biz daha ilkokula giderken, onun, emekliye ayrıldığında Bursa'ya gitme hususundaki niyetini uzaktan uzağa bizlere duyurduğunu hatırlıyorum. Ama o, bu tür konuları vurgulamazdı. Son hastalığında, annem, kendisine nereye defnedilmek istediğini sorunca, o da: "Çocukları sıkıntıya sokmak istemem, nerde ölürsem orada defnedersiniz" dediğini söylemişti. Oysa Maraş'ta, bir-iki kere Eyüp kelimesini andığını da gene annem merhumeden işitmişliğimiz olmuştu. Demek sonradan, o duygusunu da terk etmiş. Babamın bu huyunu acaba biz de mi tevarüs ettik diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Kiracı olarak yaşadığımız için çeşitli ve birbirine benzemez bir sürü evde yaşadık. Ben doğduğum evi hatırlamam. Çünkü iki yaşındayken o evden çıkmışız. Ancak o ev şimdi yıkılmış olsa da Maraş'taki yerini biliyorum: Damlarbaşı diye anılan sokağın ortalarındaydı. Sulh hakiminin evi diye anılırdı. Oradan, eski hükümet binasının tam arkasına düşen, daracık bir sokağın içindeki ev.. benim, hatırladığım ilk ev orasıdır. Sulh hakiminin evini, annemin gördüğü ve önemsediği bir rüya üzerine bırakmışız. Şimdi hatırladığımı söylediğim evi niçin bıraktık, bilemeyeceğim. Oradan, eski Sakarya ilkokulunun karşısına düşen bir eve taşındık. Bahçeli, bahçesinde meyve ağaçları, gül ağaçları olan, bize kocaman görünen ve en önemlisi, okulu çok sevdiğimiz için ona yakın durmasını ayrıca önemsediğimiz bir evdi. Babam Malatya'ya tayin edildiğinde, işte bu evden ayrılacaktık. Ve Malatya.. orada, ilkin İstasyon Caddesinde, eski hapishaneye yakın bir yerde, sokakla hemzemin bir evde oturduk. İki yılımız orada geçti. Sonra, Saray Mahallesinde (hükümet binasının arka tarafları), yeni yapılmış, betonarme bir eve taşındık. Oradan Tunceli.. Tunceli'de bir memur lojmanında oturduk. Zaten başka şansımız da yoktu. Çünkü o dönemde, orada başka ev yoktu. Yerli insanların oturduğu evler, dağın tepesinde, kerpiçten ve herhangi bir sıhhi tesisattan mahrum yerlerdi. Zaten kiralık ev de yoktu, istesen de oturamazdın. Derken, babam emekli olunca, tekrar Maraş.. Maraş'ta yeniden kiracılık. İlkin Küçükçavuşlu mahallesinde bir ev.. arkasından Uzunoluk'ta oturduğumuz ev.. liseyi o evdeyken bitirişimiz.. ve.. İstanbul.. Eyüp'te, ömrümün dolu dolu on yılını geçirdiğim mekân.. bu son ev, babama ve kardeşlerine kendi babasından, ona da kendi atasından kalmış.. ancak şimdi o ev yok (aslında yan yana iki evdi orası), satıldı, satın alanlar yıkıp onların yerine apartman inşa etmişler.. (Benim Ankara'da oturduğum evleri geçiyorum). Anne babamız ve kardeşlerimizle oturduğumuz, yukarda andığım evler (biri dışında), kerpiç ve ahşap veya kısmen kagir yapılardı. Beni, en çok, onların avlusu ve duvarları etkilerdi. Yıkık veya yıkılmaya yüz tutmuş, tahtalarının boşluklarından karanlık kovuklar görünen ve ruh halimize göre ürkütücü gelen tablolar... Başlangıçta, bazı öykülerimde, oralardan aldığım izlenimleri aktarmaya da çalışmıştım. Not: Geçtiğimiz hafta 3-4-5 Mart (Cuma, Cumartesi, Pazar günleri) ESKAD (Evrensel Sevgi ve Kardeşlik Derneği)'nin davetlisi olarak gittiğimiz Kıbrıs'ta geçirdiğimiz sohbet maratonunu gerçekleştiren Lefkoşe'den Salih Turhan ile Enes Aluç'a, Magosa'dan Muhammet Kaan ile Hıfzullah Şahbaz ve Arif Kılıç'a, Girne'den Serhat Karaaslan ile Arif Özdemir'e ve hizmeti geçen bütün dostlara, beni dinleyen öğrenci kardeşlerime teşekkürler, sevgiler...
|
![]()
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |