|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 9 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Van savcısının Şemdinli iddianamesi siyasi sonuçları düşünüldüğünde bir "komplo" veya "provokasyon" olarak nitelendirildi. Pekiyi kime karşı? Büyükanıt'a mı, TSK'ya mı, Hükümete mi, güven ve istikrar ortamına mı? İddianame sonrası yaşananlar bu işin öncelikli hedefinin Genelkurmay Başkanı Özkök ve Başbakan Erdoğan olduğunu, üçüncü sırada Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt'ın geldiğini gösteriyor. Niçin mi? İlk günden tüm gözler Erdoğan ve Özkök'e yöneldi. Acaba ne yapacaklar, beklenen tepkiyi gösterebilecekler miydi. Bir nevi deneme testi... Pekiyi ne oldu, Özkök ve Erdoğan verdikleri tepki de zayıf mı kaldılar? Kesinlikle "hayır". Erdoğan yaptığı konuşmada hem yargıya, hem orduya, hem Büyükanıt'a sahip çıktı, Adalet Bakanlığı inceleme başlattı. Ardından Gül ve Arınç da benzer bir sahiplenme içine girdi. Genelkurmay Başkanı Özkök ise her zamanki sağduyulu ve sorumluluk sahibi tavrıyla meseleyi Başbakan ve Cumhurbaşkanı düzeyinde gündeme taşıdı, söylenmesi gereken ne varsa söyledi. Daha ne yapabilirdi? Birilerinin istediği gibi sert, zehir zemberek bir bildiri yayınlayarak istikrarı sabote edecek bir meydan okumada mı bulunmalıydı? Devletin zirvesinde bulunan herkes, gereken ciddiyet ve devlet adamlığı bilinciyle hareket etmiştir. Tek sınıfta kalan TSK'ya darbe yapıldığı gibi ciddiyetsiz bir laf söyleyen CHP lideri Baykal olmuştur. Neticede bu olayın failleri aranıyorsa kimin zarar gördüğüne, kimin yarar devşirdiğine bakılmalı... İddianamenin maksadı aşan ifadeleri Büyükanıt'ın şahsında TSK'ya zarar verir boyuta gelmiştir. Bu yüzden devletin zirvesi meseleyi kişisel değil, kurumsal bir sahiplenme olarak görmüştür. Van savcının hukuki objektiviteyi yansıtmayan iddianamesi sadece devletin kurumlarını karşı karşıya getirmekle kalmamış, gerçeklerden sapan yorumlarla Şemdinli olaylarının da sulandırılmasına sebep olmuştur. İddianame meseleyi gürültüye getirip ciddiyetten uzaklaştırmıştır. Alakasız ve abartısız mevzularla ciddiyetle üzerine gidilmesi gereken mevzuları kalabalığa getirip sonuçsuz bırakacak bir mahiyete bürümüştür. Bugün bu iddianameden şikayetçi olanların dönüp bir düne bakmaları lazım. Bu ülkede RP'den FP'ye, bir çok vakıf ve derneğe kadar onlarca kuruluş bu tür gerçeklikten uzak iddianamelere dayanılarak kapatılmıştır. Roman yazar gibi hazırlanan iddianameler bugüne kadar birçok haksızlığa kapı açmıştır. Muhtemelen bir çok yazarın belirttiği gibi Van savcısı da düşünce ufku geniş birisi olabilir. Ama hükümet, yargı ve ordu arasında sebep olduğu kriz böyle bir rastlantıyla izah edilebilecek gibi de görünmüyor. Üstelik bir de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Aşkın'la ilgili iddianameyi hazırlayan aynı savcı olunca. O olayda da Hükümet aynı zan altında kaldı, olayla bir ilgisinin olmadığını anlatmak için uğraşıp durdu. Her iki iddianame de hükümeti hedefe koyup, krizin içine çekti. Bu kadarını da iyi niyetle ve rastlantıyla açıklamak zor... Yargıtay Başsavcısının "siyasilerin gizli amaçlarına alet olmayın" şeklindeki açıklaması da garabetin diğer bir boyutudur. ... Devlet sorumlularının bu kadar sorumsuz davrandığı başka bir ülke var mıdır acaba? Sanki herkes kriz sevdalısı, sanki herkes krizlerle sorun çözme yolunu seçmiş, sanki herkes sadece kendisi güvenilir başkaları güvenilmez... "Kişiler" yüzünden "kurumlar" zarar görüyor. Hiçbir hukuki ve idari sistem bu kadar keyfilikle yol yürüyemez...
|
![]()
![]()
| |||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |