|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 16 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Dün gazetelerde bir haber: "Şemdinli iddianamesinin evrakı Genelkurmay Başkanlığı'nda derinlemesine inceleniyor." Denebilir ki kriz dindi. Genelkurmay Başkanı Org. Özkök başta kendisi olmak üzere tüm ordunun Org. Büyükanıt'ın arkasında olduğunu, iddianameyle TSK'nın yıpratılmak istendiğini açıkladı. Bu durumda, Genelkurmay Başkanlığı'nın Org Büyükanıt'ın ve diğer askerlerin soruşturmasına izin vermeyeceği açık... Resim bir açıdan böyle... Ama bu, resmin sadece bir yüzü... Büyükanıt'a yönelik suç duyurusunun "hukuki zaaf taşıması" asker kişilerin ve "askeri birimlerin terörle mücadelede ya da terörle mücadele adı altında kullandığı yöntemlerin, kurdukları ilişkilerin tartışılmasını engellemez", engellememelidir... Van Başsavcılığı'nın Genelkurmay'a gönderdiği ifadelerde Org. Büyükanıt'ın yanı sıra, Tümg. Karababa, Tümg. Yavuz, Tümg. Demirtaş, Tuğg. Akpınar, Albay Kubat ve yardımcısı Yarbay Akça'ya yönelik iddialar da yer alıyor... Abdulrezzak Uçarer isimli bir kişi, askeri görevlilerin bölgedeki ağalar ile birlikte iş adamlarını tehdit ettiğini, kaçakçılık yaptığını ve ihalelerden haksız paralar elde ettiğini iddia ediyor. Rıfat Konman imzalı bir diğer ihbar mektubunda ise Tuğgeneral Akpınar'ın halkı askerden ve devletten soğuttuğu, Albay Kubat ile yardımcısının çete faaliyetlerini yönettiği iddiaları yer alıyor... Hukuk devleti ilkesi içinde sorumlu ve yetkili bir makamın yapması gereken işlerden birisi, bu iddiaları hukuki kriterlere uymadığı için sadece reddetmekten ibaret olmamalıdır... Bu tür "vahim iddialar Genelkurmay tarafından idari soruşturmaya tabi tutulmalı" ve sonuçları kamuoyuna duyurulmalıdır. Eğer önemseniyorsa "şeffaflık bunu gerektirir", rahatsız olunuyorsa "töhmet böyle kalkar", gerekli görülüyorsa "iç temizlik böyle yapılır"... Her iddia sadece PKK'nın yıpratma kampanyası olarak değerlendirilebilir mi? 11 Mart 2006 tarihli "Ordu'yu yıpratan bizzat ordu olmasın" başlıklı yazımızda şöyle demiştik: "Vakıfbank soygununu yapanlardan ikisinin astsubay olduğu belirlendi. Özel Kuvvetlerden bir yüzbaşı Küre operasyonunda tutuklandı ve cunta hazırlığının bir parçası olduğu iddia edildi. Bursa Jandarma Alay Komutanı Aydın Yeşil ve Uzman Çavuş Taşkın Akyün, organize suç örgütüne yardım ve yataklık yapmak iddiasıyla tutuklandı. Kaçak kurumsal mı bireysel mi bilemeyiz, ama ortada fiili durumların yarattığı bir kaçak olduğu kesin..." Ve sormuştuk: "Neden bu kadar çok asker bu işlere karışıyor, tutuklanıyor?" Bunların PKK'yla ne ilgisi var? Tutuklanma iznini veren bizzat yaptığı araştırma sonrasında Genelkurmay değil mi? Soruları arttırmak mümkün... Bursa'da mafyayla ilişki kurmaktan tutuklanan Uzm.Çvş. Taşkın Akyün Bursa'ya Silopi'den gelmiş bir isim. AİHM dosyasına göre, Silopi Jandarma Karakolu'nda kaybolduğu iddia edilen Serdar Tanış'a telefon ederek karakola çağıran bu kişi... Dosya telefon numaları ve konuşma bilgilerini içeriyor... Malum, Türkiye Cumhuriyeti bu davadan, dönemin Jandarma İl Alay Komutanı İlçe Komutanı Albay Levent Ersöz'ü sorgulayamadığı için mahkum olmuştu. Ersöz daha sonra Tuğgeneralliğe yükseltilerek Bursa Bölge Garnizon Komutanlığı'na atanmıştı. Ardında da Jandarma İstihbarat Dairesi'nin başına getirilmişti. Uzm. Çşv. Akyün de Bursa'ya onunla mı gelmiştir? O gruptan başka gelen olmuş mudur? Silopi'deki yapı Bursa'ya mı taşınmıştır? Bu sorular cevap bekliyor... Madem yargı devreye giremiyor, o zaman araştırma ve açıklama sorumluluğu Genelkurmay Başkanlığı'ndadır... Ordunun itibarını ancak ordu arttırır.
|
![]()
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |