T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 16 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Akif EMRE

Afrika'da 'enformatik sömürgecilik'

Barındırdığı etnik, kültürel çeşitliliğe rağmen 'kara' parantezine alınan Afrika imgeleminin ne kadar tek boyutlu olduğunu yeni döndüğüm Kenya gezisinde bir kez daha fark ettim. Çoğunlukla Batılıların çizdiği bu tek düze Afrika, olanca renkleri, kültürel zenginliğine rağmen acıma hissi ve küçümseme duygusunu çağrıştırır. Oysa Afrika ne sadece siyahtan, fakirlikten, ezilmişlikten ne de isyanı çağrıştıran mağduriyetten ibarettir. Avrupalıların sunduğu Afrika imgesinin bize çeşit zengini Afrika'yı kaybettirdiği fikrine, daha önceleri kıtaya yaptığım Nijerya'dan Sudana uzanan farklı gezilerde varmıştım.

Siyasal anlamda Afrika'yı 'sömürgecilik tarihi'nden ibaret gören aydınlanmacı Batılı literatür ile buna karşı çıkma adına köle ticaretine vurgu yapan alternatif Afrika okumaları da tümüyle eksik kalıyor. Sözgelimi 'Osmanlı Afrikası' gerçeğini yok sayan tarih yazımının sunduğu eksik Afrika'nın, geçen hafta Kenya'nın Hind Okyanusu kıyısındaki Mombassa'da Osmanlı izlerini sürerken içimden bir şeyleri kopardığını hissettim.... İngiliz Afrikası, Belçika Afrikası gibi sömürgecilik izleri taşıyan tanımlamalar Afrikalının gelecek umudunu teslim alan şartlanmışlığa dönüşüyor. Kenya'nın doğrudan İslam kültürünün eseri olan bölgedeki en yaygın dil Swahili yerine İngilizcenin resmileştirilmesi bile bir ülkenin düşlerinin nasıl çalındığını göstermeye yetiyor.

Oysa sömürgeci Batı'nın dayattığı Afrika imgeleminin dışında tarihi bir Afrika olduğu kadar bunun dışında yaşayan farklı bir Afrika kimliği de mümkün. Kenyalı dünyaca ünlü entelektüellerden Ali Mazrui'nin belirttiği gibi Afrika, nostaljiden çok üç farklı miras göz önüne alınmadan anlaşılamaz: sömürgeciliğin bir sonucu olarak Hristiyanlık, İslam ve yerel kültür.

Egzotize edilmiş Afrika, aslında Batılı yaklaşımlarının en nötr ifadesi olarak oryantalizmin yeniden üretilmesidir. Doğal zenginliklere yapılan vurgu, bakir Afrika imgelemi; dişil/feminen Afrika çağrışımını besler. Böylece bakir tabiat zenginliği ve çeşitliliği ile Batılının keşfinin bekleyen edilgen bir Afrika resmi çizilir. Özellikle belgesel film ve televizyon programlarında resmedilen Afrika ile Batılı belgeselcilerin keşfini bekleyen vahşi doğa görüntüleri ile medeniyeti getiren sömürgeci Batıya adeta bir gönderme yapılır. Kara ve vahşi Afrika söylemi Afrika'yı tek boyutlu bir algı düzeyine indirgemenin inceltilmiş ifadesi olarak, keşif heyecanıyla seyrettiğimiz belgeseller aslında bize, bilinç altı düzeyinde sömürgecileştirici keşfi içselleştirmemizi sağlar. Televizyon karşısında vahşi doğayı keşfederken sömürgecilerle bir tür tarihi keşif yolculuğuna çıkarak Afrika'nın bu tanım dışında kalan kimliğini kaybederiz.

Bir gösterge olarak safari, doğal zenginliği üzerinden edilgenleştirilen Afrika'yı sembolize ederken, kültür ve eğlence endüstrisi açısından ticari bir metaya dönüştürülen bu zenginlik sömürgeciliğin yeni boyutu olarak karşımıza çıkar. Aynı zamanda Batılı insanın doğaya yabancılaşmasını somut bir tezahürü olarak okunabilir.

Kültür endüstrisinin Afrika yaklaşımı sadece kültürel sömürgecilik sorunundan ibaret değil kuşkusuz. Keşfedilmeyi bekleyen Afrika imgesinin meşrulaştırdığı Afrika'ya özgü 'enformatik sömürgecilik' özellikle dikkati çekmeyen masum bir alan olarak gözardı edilir. Oysa klimalı odalarımızda seyrettiğimiz vahşi Afrika görüntüleri hiç kimsenin vicdanını incitmeden gerçekleştirilen bir yağmanın en yaygın şeklidir. Safari keyfini yaşatmak gibi masum amaçla sunulan bu belgeseller, deniz ve ormanlardaki doğal ortamı hammadde olarak kullanılarak film olarak Afrikalıya tekrar satılması anlamına geliyor. Altın ve elmas madenlerini işleyip satmaktan farksız bu uygulamanın tek farkı kimsenin vicdanını rahatsız etmiyor oluşudur. Hammadde olarak Afrika'nın doğal zenginliği belgesel film olarak geri dönerken Afrikalının kendi kaynaklarının keyfini sürebilmesi için para ödemesi gerekecek. İşlevsel olarak enformatik sömürgeciliği besleyen bu belgesellerin Afrika dışı dünya için anlamı; (hâlâ) keşfedilmeyi ve medeniyeti bekleyen Afrika'nın bir tarihte sömürgeleştirilmesini meşrulaştıran, içselleştiren bir işleve dönüşür.

Tüm bunlardan bağımsız olarak safari kültürü; modern insanın tabiata ve doğasına yabancılaşmasının göstergesidir. Belli bir mekanda, belli şartlarda hayvanat bahçesinin bir negatif filmidir safari. Kafeste bu sefer insanoğlu vardır. Tabiatın hayatımızdan çekilip alınmasına karşılık bir tür defile mantığı ile tabiata çıkarız safari ile... Tabiat içinde ama tabiattan uzak.

Böylece, iki tür yabancılaşmaya işaret eder safari: Afrikalının kendi zenginliğine yabancılaştırılması ve Batılının kendi doğasına yabancılaşması...

Enformatik sömürgecilik bunun maddi yansımasından ibaret.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi