|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 16 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Dün kısmen değinmiştim de, meseleyi tam açamadım. Hani, Pazar günleri ekranlara gelen "Ankara geyiği"nin daimi konuğu olan bir gazeteci arkadaşımız, komployla önü kesilmek istenen generalle, komplodan sonra önü açılacak generallerin şecerelerini, askeri başarılarını, rezervlerini, siyasete ve hükümete nasıl baktıklarını, AB konusunda ne düşündüklerini sıralıyordu ya... Bir başka sivil gazeteci de, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü sıkıştırmaya çalışıyordu, "Niçin daha sert bir açıklama yapmadınız?" diyerek... Sivil gazetecinin Özkök'e yönelttiği soruya Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Şahin tepki göstermiş. Aynı zamanda bir gazeteci olan Şahin'e göre, gazetecinin amacı kışkırtıcı sorularla Genelkurmay Başkanı'na sivri bir laf söyleterek manşeti kurtarmak... Sadece bu mu? Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç de Şahin gibi düşünüyor. Erinç'e göre de, gazeteci kışkırtıcı sorularla manşeti kurtarmaya çalışıyor ama gazetecinin sorusunu da "basın özgürlüğü" kapsamında değerlendirmek gerekiyor. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi de (başka türlüsünü düşünmek mümkün mü?) Erinç'le aynı telden çalıyor: "Gazetecilerin soru sorma, haber kaynağının da soruya cevap vermeme özgürlüğü sınırsızdır..." Elbette gazetecinin soru sorma hakkı, haber kaynağının da soruya cevap vermeme hakkı vardır ve hak bu sınırsızdır da, bakalım ortada, Erinç ve Ekşi'nin iddia ettiği gibi, "basın özgürlüğü" kapsamında değerlendirebileceğimiz bir "gazeteci-haber kaynağı" diyaloğu var mı? Önce soru-cevap faslına bir göz atalım: - Cumhurbaşkanı'ndan bir talebiniz oldu mu?
Gördüğünüz gibi, gazeteci yüzsüzlüğü iyice ele almış durumda; soru sormuyor, muhatabını hesaba çekiyor... Muhtıra gibi açıklama bekleyen kim? Cihet-i askeriye mi?
Hem, "muhtıra gibi" açıklama yapmak, parlamentoyu ve yargıyı sigaya çekmek TSK'nın görevleri arasında mıdır? Ne demek istiyor bu gazeteci arkadaşımız? Bu soruları sorma hakkını nereden alıyor? Orduyu, "demokratik normal"in dışında tepki koymaya çağırmak hangi basın özgürlüğüne giriyor? Ekşi ve Erinç ne diyor bu işe? Hadi Basın Konseyi ve Gazeteciler Cemiyeti diye bir şey yok... Hiç olmamıştır! Biri, kendini yargı yerine koyup bol keseden gazeteci yargılıyor; üstelik bunu da doğrudürüst yapamıyor, doğru haberi cezalandırırken, yalan olduğu belgelenmiş haberi (Bkz. "Mini etekli kızı diri diri yaktılar" haberi) adeta ödüllendiriyor... Diğeri göstermelik "basın özgürlüğü yürüyüşleri" düzenlemek ve içi boş laflar üretmekten öte bir işe yaramıyor... Sendika dersen, adı var kendi yok... Bu kuruluşlardan "çağdaş" olanı asparagas haberlere ödül vermek dışında herhangi bir eylemli icraatın içinde yer almıyor. Peki, bu ülkede Cumhuriyet Savcıları yok mu? Darbe çağrısı yapmak, orduyu "muhtıra gibi açıklama" yapmaya zorlamak suç değilse, suç nedir o halde?
|
![]()
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |