T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 16 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Hüseyin HATEMİ

"Kötü' Yargısı

Kötü ve kötülük (şerr) sorunu; insanın dünya hayatı boyunca karşılaştığı sınavlarda kendisine sorduğu bir sınav sorusudur: Allah sonsuz ve sınırsız sevgi ise; "kötü"nün kaynağı nedir? Bu sınavda başarılı olamaz isem, benim düşündüğüm, söylediğim veya yazdığım cevaplar farklı olabilir:

a) Yaratıcı var olmadığı için, "kötü" veya "iyi" ahlâkî yargısının bilimsel temeli yoktur. "Tesadüf"e tanrı olarak iman etmemiz gerekir, "sevgi" bir masaldır.

b) Yaratıcı vardır, fakat "sevgi" ve dolayısı ile "adalet"le bağdaştıramadığım şeyler de o'ndan kaynaklanmaktadır.

c) Yaratıcı ve "Vedûd" olan Allah karşısında bir de Kötülük Tanrısı vardır. (Ehrimen, Angrimanyu). Ahuramazda ile Ehrimen savaşı sürmekte olduğu için Yeryüzü'nde "kötülük" vardır. Ölüm de bu "kötü" olgulardan birisidir.

Bu cevapların tümü yanlıştır.

Sevgiye ulaşanın cevabı doğru olur. Sonuçların ilân edildiği Din Günü (Yevm-üd-dîn), sevinçle seslenir: Gelin kağıdıma bakın! Çok yüksek bir not almışım! Buna karşılık, yanlış cevap verenlerin önünde "bütünleme" yolu açılır.

İnsan fiilleri dolayısı ile bir "zarar" söz konusu olduğunda, zarar bizi ilgilendirmiyorsa, nazarî bilgimizle ve Sevgiye ulaşmasak bile, doğru cevabı ezberden tekrarlamamız zor değildir: -Zarar verene, zalime irade serbestîsi, seçim yetkisi (ihtiyar) verilmiştir. Şu halde "kötü" davranışa Allah zorlamış değildir. Zarar görene, zulme uğrayana da diyeceğimiz şudur: -Bu senin kaderindir. Sabretmen senin açından sınavda başarı demektir. İyi notunu ve başarı ödülünü sonunda alacaksın!

Ancak zarar gören kendimiz veya bir sevdiğimiz olursa, sınav sorusu daha çetin sorulmuş demektir. Sevgi'nin egemenliğinden ve dolayısı ile ilâhî Adalet'den emîn olmayız ve cevabımız (tepkimiz, yanıtımız) da yanlış olur. İnsan fiili araya girmeksizin bir sevgilinin ölümü karşısında, hele kendi ölümü söz konusu olduğunda başarılı cevabı vermek de zordur. İbrahim ve İsmail'in (Onlara selam olsun) sınavları ve doğru cevaplarını hatırlayalım. Huseynî sınavı ve cevabını hatırlayalım. Bunlar bize örnek olan "soru ve cevap rehberleri"dir.

Bir süre önce, "kuş gribi tehlikesi" sınav sorusu dolayısı ile, tavuk ve horozcağızlar, civcivceğizler, acısız uyutma zahmetine bile katlanılmaksızın, canlı canlı yakıldı. Bu korkunç derecede yanlış cevabı susarak karşılamak ile biz de yanlış cevabın sorumluluğunu paylaştık. Bu kanatlı katliamından sonra, bu zulmün getireceği musibetten endişeli iken, şimdi de Ankara'da, köpek katliamı haberi duyuldu. Bu samur kürkü de, haber duyulduktan sonra kimse sırtına almıyor, Oysa Allah'ın sonsuz rahmet ve inayeti ile bize gönderdiği sevgi elçileri bu gibi sınavlarda da doğru cevabı verebilmemiz için soru-cevap rehberi yayımlamış idiler: Yüce Sevgili "bir hayvanı meselâ kuduz köpeği öldürmek zorunda kalırsanız bile güzellikle, sevginin gerektirdiği gibi davranın" buyurmuş, Emîrul-mü'minîn Ali de "şüphesiz çevre ve hayvanlara karşı tutumunuz bahsi de sınav sorumluluğunuza dahil bir konudur, Sevgi'nin doğru cevabını verin!" diyerek bizi uyarmıştı. Huseynî sınavın tanığı olan Sevgi önderi; Huseyn'in oğlu Ali (Zeynul-Âbidîn) de, yanlış cevap verme ihtimali olduğu için değil de, sırf bizim için yayımlanan soru-cevap rehberlerine bir katkı olarak, bir vesile ile, aslâ incitmediği sevgili devesine elindeki sopayı kaldırır gibi yapmış, sonra da "karşılığı, sorumluluk ve cezası olmasa idi!.." diyerek indirmiştir.

Nasreddin Hoca'nın hikâyesi malûm: Evde çorba olsaydı size bu tasta ikram edecektim! Benim de yerim olsa idi, bu mukaddimeden sonra "Ankara'da işlenen son yılların en vahşi cinayeti", bir yurtdaşımızın canlı olarak toprağa gömülmesi ve öldürülmesi olayı üzerinde düşünerek "şerr"i ele almaya devam edecek, oradan da "uluslar arası şerirler"e geçecektim. Ah bu "üçbinbeşyüz vuruş tahdidi!" "Yarın, veya iki gün sonra devam edelim" dersem, gazete yazısı pehlivan tefrikasına dönecek. Şu halde yeri geldikçe yine "kötü sorununun tahlili"ne değinmek üzere sözü bağlayalım: Yöneticiliğe talip olanların sınavı da ağırdır. Mevlânâ'nın söylediği gibi: Bâdâm hest, velî bâ-dâm est! (Bâdem, dünya menfaati vardır, fakat ey kuşcağızlar bilin ki bâdem tuzak ile birliktedir). Yöneticilerin de yaklaşan çetin bir sınavdan önce, "Gül'e gûş ettiremez, boş yere bülbül inler / Varak-ı mihr-ü vefâyı kim okur ikim dinler!" beytinin uyarısını dikkate alarak, Mihr'den (Sevgi) kaynaklanan "Ahde vefa" ilkesinden ayrılmamaları, beş on gün önce söyledikleri "doğru ve iyi"den yavaş yavaş "yanlış cevab"a kaymamaları kendileri için hayırlıdır. Varak-ı Mihr-ü Vefâ'dan daha güvenilir soru-cevap rehberi yoktur bu dershane-i dünyada vesselâm! Hak şerleri hayreyler/ zannetme ki gayr eyler!

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi