T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 16 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Osman AKKUŞAK

Tuhaf şeyler!..

İşinin ehli usta bir hekim.. Ankara Numune Hastanesi'nin eski başhekimi.. eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in'de doktoru imiş.. birkaç zamandır NTV kanalında tanınmış bazı şahısları muayene ediyor, onları teknik alet ve cihazlarla kontrola tâbî tutuyor.. sergilenen tıbbî bilgilerden, dinleyici olarak herkes istifa etse gerektir.. fakat bazen, muayene ettiği bazı bayanların öyle garip sözlerine şahit oluyoruz ki gülmekten ve şaşmaktan kendimizi alamıyoruz.. bir bayan soruyor: "bu bedenle, bu organlarla ben kaç yıl yaşayabilirim?" diyor.. doktor da hem gülüyor hem de epey uzun bir ömür göründüğünü beyan ediyor.. bir başka bayan sanatçı: "ben tam 100 yıl yaşamak istiyorum.." diyor.. hayır hayır "tam 100 yıl yaşayacağım... bana öyle geliyor..." diyor. Bu hallerini gördükçe gençlerde ve yeni kuşaklardaki bu çok yaşama hevesini, bu tenperverliği, bu sağlık merakını, bu hep kendini düşünme eğilimini gördükçe gülümsemekten kendimizi alamıyoruz.. analarımız babalarımız böyle değildi.. kaza ve kadere inanır, ne bulursa onu yer, ne bulursa onu giyer.. soğuğa sıcağa aldırmazdı.. hem ruhen, hem bedenen pişkin ve dayanıklıydılar.. hepsini değil ama bazı gençleri nefsine ve kendine çok düşkün yetiştirdiğimiz anlaşılıyor...

Sevgili doktor; hastalarınıza hep iyimser şeyler söylemeyin.. ne olur, gerçekleri de söyleyin.. hasta olmanın, hatta ölmenin o kadar korkulacak birşey olmadığını.. herkesin başına geldiğini, geleceğini.. güçlü olmalarını.. kadere, ebediyete ve ilâhi gerçeklere inanmalarını, hayatın gerçeklerinden ürkmemelerini de onlara hatırlatın!.. İnsanımızı, kendine "el bebek gül bebek" muâmelesi yapmaya alıştırmayalım.. biraz dayanıklı olsun!..

- Televizyon kanallarında acayip reklamlara rastlıyorum: ne demek istediği neyi anlatmak istediği belli olmayan şeyler!.. Büyük, ağır ve tırtıllı bir demir parçasının ortasına bir demir geçirip bir salıncağa bağlamışlar.. ağır demir bir o tarafa bir bu tarafa sallanıyor.. ve yukarıdan aksi tarafa yükselerek iniş ve çıkışlarına devam ediyor.. inip çıktıkça seyirciler ve çocuklar acayip sesler çıkarıyor.. neymiş, bakış açısına göre düşünceler değişirmiş.. yazı ile sıralıyor: "ürpertici", "korkutucu", "özgürlük verici" v.s. Soralım: bu reklam bankanın hangi meziyetini anlatıyor.. neyi anlatıyor? Haâ acayipliği, anlaşılmazlığı, salıncağı hatırlatarak bankanın adı hafızamızda iz bıraksın.. onu bekliyorlar.. iyi.. bıraksın.. iz bıraksın ama.. iz bırakması bizi bankaya müşteri yapmaya yeter mi?.. karışmayalım.. onlar işlerini bilirler..

- Bir başka tuhaflık Ege'de oluyor: "Aliağa" beldesinde yargı, yerel idare, garnizon ve mülkî idare mensupları 15 kişilik bir koro teşkil etmiş, (Anadolu'dan Esintiler) adı ile halka açık bir program yapmışlar.. ve 17 adet türkü söylemişler...

Bence bu gösteri eksik kalmış.. sahneye bir de piyes koyup rolleri aralarında paylaşmalıydılar.. piyesteki yargıç rolünü gerçek yargıça, belediye reisi rolünü hakiki reise, asker rolünü de yüzbaşıya vermeliydiler.. ki piyes gerçek içinde gerçek bir uygulama olsun!...

Teknoloji ve küreselleşme geliştikçe, daha çok Avrupalı oldukça bizde de tuhaflıklar görünmeye, görülmeye başladı.. ne buyurursunuz, ne dersiniz... bana sormayın.. ben bilemiyorum!..

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi