|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| P O L İ T İ K A | 16 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
12 Eylül gazetecilikte çöküşün başlangıcı
Oral Çalışlar, son kitabı '12 Eylül ve Andıçlanan Gazetecilik'te, darbe tarihini, gazetecilikte çöküşün başlangıç noktası olarak kabul ediyor ve "Güç odaklarının egemenliği ve yetkisi medya üzerinde çok fazla. Basını bundan bağımsızlaştırmak gerekir" diyor
Kitabı Neden 12 Eylül'le başlattınız? Bu tarihten önce 'andıç'lanma yok muydu? 12 Eylül öncesi de medya üzerinde bir baskı vardı ama sonuç olarak 12 Eylül bir askeri darbe. Gazetelerin kapatıldığı, çok daha ağır bir baskı dönemi başladı. Bu dönemde gazetecilik neler gördü, neler yaşadı bunları anlatabilmek için 12 Eylül'den günümüze dek uzanan süreci gazetecilik açısından bir milat olarak kabul ettim. Tabii ki öncesine ilişkin de yazılacak çok şey var ama bunun sonu yok. 12 Eylül, mesleki açıdan bir kırılma noktasıydı. Partiler, gazeteler kapatıldı. İnsanlar cezaevine kondu. Bence gazetecilikte çöküşün başlangıç noktası diye kabul edilebilir. 12 Eylül'de Gazeteciler Cemiyeti size sahip çıkmadı. Ama şu an siz, size sahip çıkmayan cemiyetin yönetim kurulundasınız. Cemiyette bir şey değiştirebildiniz mi? Ben cemiyetin seçilen çoğunluk tarafında değilim. Kendi irademi tam olarak gazeteciler cemiyetine koyuyorum diyemem. Gazeteciler Cemiyeti sendika değil. Sendika olmadığı için işçilerin örgütlendiği bir yer de değil. Meselâ cemiyete Aydın Doğan da üye. O nedenle gazeteciler cemiyeti daha çok çalışanların örgütlendiği bir yer olmakla birlikte patronların da bulunduğu bir yer olduğu için, sendikalar kadar rahat hareket edebilecek bir kurum değil. BEŞ SANSÜR VAR
Sizce şu an medyanın tehdidi altında olduğu en büyük şey nedir? Medya ve medya mensuplarını tehdit eden şey, esas olarak kendi gördükleri gerçeği patronlarının ya da gazete sahiplerinin ilişkileri nedeniyle tam olarak aktaramama endişesi. Çünkü medyada çeşitli güç odakları oluşmuş durumda. Ben hep beş tane sansürü aşarak haberlerimizi ve yorumlarımızı yazarız derim. Birincisi devleti ve kanunların engelini aşmak, iki reklam verenlerin, üç patronunuzun ekonomik siyasi ilişkileri, dördüncü engel gazetenin ideolojik tercihleridir. Beşincisi okuyucunun tepkileri. 28 Şubat'tan bu güne yaşananları düşündüğünüz zaman ortaya nasıl bir özet çıkıyor? 28 Şubat İslami kesimi hedef alan bir müdahaleydi. Bu nedenle islami kesim buna, demokrasiye müdahale diye tepki gösteriyor. Bunun gibi Aleviler kendilerine vurulduğu zaman biz haksızlığa uğradık diyor, Kürt kendisine vurulduğu zaman. Sonuçta bizim ortak bir zemin yaratabilmemiz için kim haksızlığa uğrarsa uğrasın ona karşı çıkmamız gerekiyor. Gazeteciler, 'andıçlanma'ya karşı nasıl bir tutum sergilemeliler? Yalnızca bir dönem işte bazı gazetecilerin hedef alındığı bir komplo olarak değil, her dönemde muhalefet eden demokrasi ve özgürlükleri savunan, gerçekleri topluma iletmek isteyen gazeteciler iktidarların ya da devlet içindeki güç odaklarının hedefi haline gelebilirler ve sürekli geliyorlar da. Biz bu nedenle bu tür komplolara karşı bir ortak dayanışma ve direnç oluşturmalıyız. Oluşturabilir miyiz bundan da emin değilim. Bence esas sorun şu; şu anda biz gazetecilerin hiçbirinin iş güvencesi yok. İş güvencesi olmayan çalışanın, kendi hakkını arayamadığı gibi başkasının hakkını da araması mümkün değil. MİT GAZETECİLERİ KULLANIYOR
Gazeteciler ile MİT arasındaki diyaloğu nasıl yorumluyorsunuz? Bunu meşru ve yasal bir diyalog olarak yürütürsen bir sakıncası yok. Ama bizim acısını çektiğimiz şey, yönlendirme. MİT veya başka bir istihbarat gücünün, gazetecilere servis yaparak o gün kamuoyunu oluşturmak ve yanlış yönlere kullandırılması. Sürekli gazeteciler bu amaçla kullanılıyor. Gazetecilerin bir kısmı da bundan hoşlanıyor. Çünkü kendisine bir güç edinmiş oluyor. Bu sayede zengin olan, otoritesi artan çok sayıda gazeteci var. Kitapta Andıç olayıyla ilgili Ertuğrul Özkök'ün iki gazeteciyi harcadığına dair pişmanlığını da yazmışsınız. Sizce gazeteciler bir gün itiraflar dönemine girer mi? Çok köklü bir itiraf furyası olacağı hayaline kapılmayalım. Çünkü sonuç olarak bu ilişkiler gazeteciler ile devlet arasındaki ilişkiler. Devletimiz güçlüdür. Onun için de gazeteciler devletle ilişkilerini öyle herkesin öğrenebileceği şekilde açığa vurmazlar. Ama Ertuğrul Özkök'ün biraz farklı bir şey. Özkök orada, bir gazetecilik hatası olarak anlatıyor bunu. Diyor ki, biz haber açlığı yüzünden arkadaşlarımızı hedef alan bir yanlış yaptık. Sonunda onlar haklı çıktı, biz utancımızla kaldık. Geçmişten bu güne düşündüğünüz zaman, gazetecilikte tamir edilmesi gereken en önemli şey sizce nedir? En önemli şey, güç odaklarıyla gazeteler ve gazeteciler arasında ve medya arasındaki ilişkiyi sağlıklı yürütmek. Türkiye'de güç odaklarının egemenliği ve yetkisi gazeteler üzerinde çok fazla. Gazeteleri bundan bağımsızlaştırmak gerekli.
|
![]()
| |||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Kültür |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |