|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 16 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Birinin bunları söylemesi gerekiyordu. O, emekli askeri hakim Ümit Kardaş oldu. Neşe Düzel'in sorularını cevaplandırırken şunları söylüyor: "... bu dava sadece Org. Büyükanıt meselesi değil. Daha farklı bir olay bu. Şemdinli'de birtakım devlet görevlilerinin suçüstü yakalanması durumu var. Ben iddianameyi inceledim. Savcı, Şemdinli'de kitapçıda patlayan son bomba olayının hangi oluşumun ve sürecin sonucunda gerçekleştiğini açıklayabilmek için tabiî ki geriye gidiş yapacak. (...) Hatta, 'Siyasiler sorumluluklarını yerine getirmeyip, terörle mücadeleyi Silahlı Kuvvetler'e bıraktılar. Ama devlet içinde birtakım örgütler ve oluşumlar, provokatif işler yaparak PKK'nın ekmeğine yağ sürüyorlar' demiş ve Susurluk'a atıfta bulunmuş, yani Şemdinli olayını Susurluk olayına benzetmiş. Van Savcısı, bir soruşturma kapsamında yapılması gerekenleri yapmış, yazılması gerekenleri de yazmış. Bir de tabiî Büyükanıt Paşa'yla ilgili iddiayı bir tanık ifadesine dayandırmış. (...) Tabiî dayandırabilir. (...) Çok kapsamlı ve büyük bir tablo var bu olayda. Türkiye'nin geçmişiyle hesaplaşmasının, özellikle Doğu bölgesinde 20-25 yıldır süren hukuksuzlukların, bölge halkını mağdur eden hukuk dışı oluşumların keyfi ve hukuka aykırı faaliyetlerinin, Türkiye'de hem hukuku, hem demokrasiyi çürüten bu uygulamaların deşifre edilmesinin ve yargı yoluyla sorgulanmasının yolunu açacak bir dava Şemdinli davası aslında. Zaten davayla ilgili bu kadar gürültü kopartılmasının nedeni de bu. (...) O bölgede 20 yıldan beri asker görev yaptı. (...) Sorunun, askeri anlayışla ve şiddetle çözülmek istenmesi yanlış bir politikaydı. İşte şimdi, bütün bu süreçte yapılan hukuk dışılıkların sorgulanması engellenmek isteniyor. (...) Bu sistemin arkasında generaller olabilir. Başbakanlar, sivil üst yöneticiler, Genelkurmay başkanları olabilir. Türkiye'nin ihtiyacı çürümüş sistemin arkasındaki güçleri ve bu hukuk dışılıkları azmettirenleri, soruşturmalarla ve yargılamalarla ortaya çıkarmaktır. Yoksa, Türkiye'de hukuka dayalı bir demokrasi olmaz. Türkiye çürümüş bir sistemin üzerinde oturuyor. Bu çürümüş sistem ancak Şemdinli gibi davalarla arındırılabilir." (Radikal, 13 Mart 2006, s. 6). Aslında mülakatın tümünü okumak gerekiyor. Cesur sorulara cesur cevaplar verilmiş. Bu dava karşısında, ona arka çıkanlarla ona muhalefet edenler iki ayrı taraf oluşturdular. Durum, aslında kurulu düzene arka çıkanlarla, yani statükocularla yenilikçiler arasındaki saflaşmanın ifadesi olarak da görülebilir. Burada, bence önemli olan husus, bir savcının hukukun talebini öne çıkarma hususundaki yürekli davranışıyla dışa vuran bir eşelemeye (elden geçirmeye) kapı aralanmış olmasıdır. Ben bu davayı, bir miladın başlangıcı olarak değerlendirmek istiyorum. Çünkü burada, aslında bu ülkede olmayan fakat daima varmış gibi gösterilen bir özeleştiri faktörünün dışlaştığını görüyoruz. Özeleştirinin önü tıkanmamalıdır. Durum, özeleştiri için bir başlangıç sayılarak arkasının getirilmesi sağlanmalıdır. Çünkü özeleştirinin tıkandığı yerde çürüme ve içten kemirilme başlar. Bu sürecin önüne geçilmesin derim.
|
![]()
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |