|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 16 MART 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Demokratik sistemlerin en güzel tarafı, halkın oy vererek kendisini yönetecekleri belirlemesi değil, kendi kendini yönetmesi, yani yönetime katılmasıdır. Kendisini yönetecekleri seçmek ile yönetime katılabilmek farklı hususlardır. Bu yüzden gelişmiş demokrasiler katılımın en geniş şekilde gerçekleştiği, sivil toplumun geliştiği, halkın iki seçim arasındaki yönetim politikalarının belirlenmesinde söz sahibi olduğu sistemlerdir. Bu noktada sevindirici gelişmeler olduğunu görüyoruz... Hükümetin sivil örgütleri, sektör temsilcilerini dinlemesi, ekonomik ve sosyal konseyi düzenli olarak toplaması, her fırsatta işadamları ve örgüt temsilcileriyle bir araya gelmesi, hem demokratik katılım açısından, hem de yönetim politikalarının birlikte oluşturulması açısından önemlidir. Geçen ay içinde 3. Türkiye Bölgesel ve Sektörel Ekonomi Şûrâsı yapılmış, tüm bölgesel sektör temsilcileri sorunlarını hükümete aktarmıştı. Ardından tekstil sektörünün temsilcileri yaşadıkları sorunları hükümete aktararak "acil yardım çağrısı" yaptı. Sektörün sorunlarına müdahale eden hükümet ise teksilde KDV oranını % 18'den % 8'e düşürme kararı aldı. Dün de turizm sektörünün temsilcileri Başbakan ve ilgili bakanlarla bir toplantı yaparak sorunlarını aktardılar. Bu görüşme de demokratik katılım ve kriz yönetimi açısından olumlu ikinci bir adımdır. Turizm sektörü Türkiye'nin can simidi gibidir. Turizm öncelikle teknoloji-yoğun yatırımların sebep olduğu işsizliğe karşı istihdam üretme kapasitesiyle işsizlik sorununu azaltma özelliğine sahiptir. Bugün turizm 1.2 milyon istihdam üretiyor. Turizm, 50'ye yakın sektörü üretime sevkeden lokomotif bir sektör. Türkiye geçen yıl 18 milyar dolar turizm geliri elde etti, 21 milyon turist ağırladı. 2000 yılında gelirin 7.6 milyar dolar, turist sayısının 10 milyon olduğu düşünüldüğünde, turizm son yıllarda şahlanışa geçen en dinamik sektörlerden biri olduğu daha iyi anlaşılabilir. 1980'de turizmin milli gelire katkısı sadece % 0.8 iken, 2000'de % 3.8, geçen yıl ise % 5 oldu. Başbakan Erdoğan'ın yurtdışı gezileri ve AB ile ilişkilerin yoğunlaşması Türkiye'nin tanınırlılığına ve turizm pastasından daha çok pay almasına olumlu bir etki yaptı. Ancak son birkaç ayda bir kısım olumsuzluklar gözleniyor. İspanya ve Yunanistan'ın yaptıkları çıkışa karşılık Türkiye'nin imaj kaybetmeye başlaması turizm alanında bir kısım tedbirlerin alınmasını gündeme getiriyor. Turizmciler hem dönemsel sıkıntıyı aşabilmek hem de uluslararası rekabet gücünü geliştirebilmek için hükümetten KDV ve ÖTV indirimi, istihdamın üzerindeki vergi yükünün azaltılması gibi taleplerde bulunuyor. Türkiye'nin turizmdeki çıkışını istikrarlı hale getirebilmek için bir yandan altyapı sorunlarını aşması, diğer yandan sektörün rekabet şartlarını geliştirmesi gerekiyor. Bu noktada merkezi ve yerel yönetimlerden beklenen, gereken tedbirleri alması, gereken yapısal dönüşümleri gerçekleştirmesi. Sektörün de daha uzun vadeli projeksiyonlarla kendisini gözden geçirmesi gerekiyor. İşsizlik oranının düşürülmesinden cari açığın azaltılmasına kadar bir dizi olumsuzluğun aşılmasında turizm hayati önemde katkısı olabilecek bir sektördür. Bu noktada mutlaka gereken adımlar atılacaktır. Sektörün bu sorunları aşması kadar önemsenmesi gereken Türkiye'nin sorunları zamanında masaya yatırarak tedbir alma kabiliyetini kazanmaya başlamasıdır. Sıkıntı yaşanmadan tedbir almak, sorun kapıya dayanmadan çözüm yolu geliştirmek Türkiye'nin alıştığı bir durum değildir. Sektör temsilcileriyle hükümetin sorun çözmeye endeksli bir diyalog içinde olması demokrasimiz açısından da önemli bir kazanımdır.
|
![]()
![]()
| |||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |