|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 30 MART 2006 PERŞEMBE | ||
Eskiden böyle "tutulma" hadiseleri ufukta göründüğünde, ateş yakar, isli cam hazırlardık. O camlardan isli de olsa epeyce gök hadisesi seyretmişliğim vardır. Ama buna karşılık bugünlerde ahaliyi saran "tutulma" heyecanına ben nedense hiç katılamadım. Ne öncesinde, ne sırasında, ne sonrasında... Tutulma saatlerinde sokakta olmama rağmen, gariptir, kafamı kaldırıp bakma isteği bile duymadım. Oysa yanımda yöremde dolanan herkes, ellerinde gazete bayilerinden aldıkları kağıttan "tutulma" gözlükleriyle tepelere bir yerlere bakıyorlardı. Benim onlara katılmak istemeyişimin pek çok nedeni olabilir. Mesela o kağıttan gözlüklere vermem icap eden üç beş kuruşa kıyamamış olabilirim. Daha başka nedenler de sıralayabilirim. Mesela son zamanlarda topluca yapılan, topluca ilgiye boğulan hemen her şeyden sıkıldığım gibi bu tutulma törenselliğinden de sıkılıyor olabilirim. Ya da güneş tutulmadan az zaman önce boynum tutulduğu için kafamı yukarıya kaldıramıyor da olabilirim. Daha böyle "olabilir"li pek çok cümle kurabilirim. Ama sanırım maksat hasıl oldu, benim bu son güneş tutulmasıyla aramda bir muhabbet oluşmadığını artık biliyorsunuz. Ama sanmayın ki bu hadise hakkında yazacak bir şeyim yok. Hayır var. Benim her konuda yazacak üç beş cümlem var. Güzel halkımız güneşe bakarken, ben de güzel halkımın güzel insanlarına baktım. Mesela yaşadığım sokakta altmışının üstünde bir hanım teyze gördüm. Muhtemelen bir vakit evvel çektirdiği ve atmaya kıyamadığı röntgen filmini almış sokağa çıkmıştı. Röntgen filminden güneş tutulmasını izliyordu. Sonra yanına birkaç kadın daha geldi. Hep birlikte hanım teyzemizin iç organlarını ve güneş tutulmasını izlediler. Aralarından biri kendini tutamayıp "Senin ciğerin de ne büyükmüş be Nuriye Teyze!" deyiverdi. Buna "algıda seçicilik" denebilir mi, bilemiyorum. Denmezse cahilliğime verin. Bir çeşit "akıl tutulması"na yakalandığımı farzedin. Yanından geçtiğim iki kişi, muhtemelen yanından geçmediğim diğer bütün kişiler gibi günün mana ve ehemmiyetine uygun olarak güneş tutulmasından sözediyorlardı. İlki, "Abi bu güneş tutulmasına ikiyüz yılda bir oluyor diyorlar, ben bir sürü güneş tutulması gördüm bugüne kadar, nasıl oluyor bu?" diye meraklanıyordu. Diğeri ona cevap vermiyor (iletişim tutulması), "Sonraki 2060'da olacakmış" demekle yetiniyordu. Bu diyalogdaki maddi bilgiler ne kadar doğruydu, ne kadarı bu kişilere ulaşmadan önce hain kimseler tarafından uydurulmuştu, onu da bilemiyorum. Ama etkilendim. Halkım doğruluğu tartışmalı da olsa gökbilim konusunda bayağı bilimsel kılıklı kelam edebiliyordu. Doğrusu bu söylem genişliği karşısında dilim tutuldu! Bunları düşünerek eve geldim, baktım televizyonda bilimin birinci eli durumundaki bir uzman yeraltındaki bazı hareketli faylardan sözediyor. Bir süredir, güneş tutulmasıyla depremler arasında bir bağlantı olmadığı söyleniyordu aynı uzmanlarca. Şimdi fayların hareketli olduğunu haber veriyorlar. Ne diyeyim, bu defa da nutkum tutuldu!
|
![]()
![]()
| |||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |