T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 30 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Melikşah UTKU

Türkiye'nin hizmet ihraç potansiyeli

Salı günkü yazımızda döviz kurları olgusuyla ülkenin cari açık meselesini birbirinden ayırmış, cari açığın uzun vadede sürdürülebilir seviyelere indirilmesi için Türkiye'nin yeni bir vizyona ihtiyacı olduğunu ileri sürmüştük.

Bu yeni vizyon içinde Türkiye'nin hizmet ihracatında ciddi bir potansiyelinin olduğunu ifade etmiş, özellikle belli bazı hizmet kollarında ülkemizin bir dünya markası haline gelebileceğini vurgulamıştık.

Hizmet sektörünün kayda değer üç unsuru var. Bunlardan ilki sektörün istihdam oluşturucu özelliği. Nihayetinde hizmet dediğimiz olgu büyük ölçüde insan emeği bir ürün. Tek seferlik bir mübadele çerçevesinde anlamlı bir mal. Aldığınız bir hizmeti ikinci elde satma imkânı pek olmaz. Tabiatıyla Türkiye'nin işsizlik sorununun çözümüne, özellikle tarım kesimi işsizlik üretmeye devam ettikçe, ciddi bir katkı sağlayabilir.

Altı çizilmesi gereken ikinci husus, hizmette kalite ve farklılığın önemi. Pek çok malda olduğu gibi hizmette standart olmaz. Bu sebeple hizmetin kalıcı olması için hizmet kalitesinin seviyesi çok önemli. Burada da işin içine insan unsuru giriyor. Kaliteli hizmet ile eğitim arasında sıkı bir ilişki var.

Son olarak hizmet sektöründe katma değeri girdilerden belirlemiyor. Tabii olarak bu sektörün ithalata olan bağımlılığı da sanayiye nispetle hayli düşük. Bu da hizmet sektörüne yoğunlaşmak için bir başka sebep.

Türkiye özellikle belli bazı hizmet kollarında ciddi bir katma değer üretimi sağlayabilir.

Turizmi ele alalım. Bugün ülkemiz bir tarih, kültür, coğrafya ve iklim açısından dünyanın turizme en elverişli ülkelerinden biri. Tek başına bu altyapı bile turizmi ülke ekonomisinin başlıca lokomotifi haline getirebilir. Ama biz Türkiye'nin yabancılar için "ucuz" bir ülke oluşunu pazarlıyoruz dünyaya. Bu da bir taraftan ülkeye gelen turistin gelir seviyesini düşürürken, diğer taraftan da turistlerin ülkede bıraktığı dövizin miktarını düşürüyor.

Bugün Türkiye, ölçeği nispetinde dünyanın en az turist çeken ülkelerinden biri. Bunda pazarlama konusundaki eksikliğimiz bir yana, gelen turiste verdiğimiz hizmet kalitesinin ve çeşitliliğinin zayıf olmasının da büyük etkisi var.

Dahası biz turizmden sadece güneş, deniz, Efes, Sultanahmet, peri bacaları anlıyoruz. Oysa başta kongreler ve uluslararası spor aktiviteleri ve tematik yerel turizm gibi organizasyonlar da turizm gelirlerimizi büyük ölçüde arttıracak girişimler olacaktır.

Bir başka potansiyel hizmet ihraç alanı da finansal hizmetler. Bugün Türkiye'de bankacılık dünyanın en gelişmiş teknolojileri ile donatılmış, dinamik bir sektör haline gelmiştir. Ölçek konusunda sıkıntılarımız olduğu bir gerçek, ancak uluslararası çapta düşünemediğimiz için ölçeğe rağmen sağlayabileceğimiz avantajları devreye sokamıyoruz. Dubai ve Bahreyn gibi küçük, hatta minik ekonomilerin bu alanda ortaya koydukları gelişim bizim için örnek olmalı.

Nakliyecilik, sigortacılık, reklâmcılık, sağlık, gayrimenkul ve bilişim teknolojileri de sayılabilecek diğer hizmet alanları. Ancak ben burada nihai olarak bir diğer hizmet alanına değinmek istiyorum.

Yukarıda saydığımız alanlarda marka olabilmenin iki ön şartı var: altyapı ve eğitim. Bunların her ikisinde de ne kadar geride kaldığımızı ifade etmek sanırım yanlış olmaz.

Oysa bir eğitim alanında sağlayacağımız bir reform, sadece hizmet potansiyelimizi arttırmakla kalmayacak, aynı zamanda ülkemizi eğitimden döviz sağlayan bir konuma da getirebilecektir. Bugün Çin, Orta Asya, Arap ülkeleri ve yakın çevremizden ülkemize gelecek öğrenciler, hem ülkeye döviz kazandıracak, hem de geri döndükleri zaman tabii bir Türkiye müttefiki olacaklardır. Mevcut eğitim anlayışımız ve YÖK gibi bir yapılanma ile bu reformu ne ölçüde sağlayabiliriz?

Geçen yazımız da değindiğimiz gibi, bunlar yapılamayacak şeyler değil. Mesele, kafalardaki tabuları yıkmak.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi