T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 30 MART 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Özlem ALBAYRAK

İmam Hatip Sınavı 2

Önceki gün "İmam Hatip Sınavı" başlığıyla yayınlanan makalede yeralan "İmam-Hatip'linin -ihtimal ki- kendi evindekinden üstün tuttuğu güzel-dekolte kadınlı, alkollü, yani "öbür" türlü ortamlarda gösterdiği çekingenlik ve kendinde inancını ele veren herşeyi görünmez kılarak ortama eklemlenme isteği, devlet otoritesi karşısındaki duruşla aynı yörüngeyi açık ediyor aslında." ifadesi çok sayıda tebrik ve eleştiri ile açıklama bekleyen okur mektuplarına konu oldu.

Elbette homojen bütünlük arzeden bir kesim olarak bahsedilmiyordu imam-hatipliden yazıda. Konu, devlet kapısında tir tir titreşerek sırasını beklerken sesini unutan İmam-Hatipli stereotipinin genlerine işlemiş eziklik ve kabul görme isteğinin, kendi inanç haritasında yeri olmayan ortamlar için de sözkonusu olduğuydu.

Bu ortamlara eklemlenebilmenin, genel itibar kapılarının anahtarlarını eline tutuşturacağını sananların, erkekler üzerinde kesin bağlayıcılığı olmayan sakal gibi dini sembol ve ritüellerden alelacele kurtulup başı örtülüyü evde bırakmasından, "cesur" kadınlara hayranlık gibi, alkol "denemesi" gibi sınıra yakın haller arasında gidip gelmesi sürecinin imam hatip ekseninden inançlı kesime atfedilen gür sesi kısması, kadim sözü azaltmasıyla ilgiliydi.

Devletin kendisinden esirgediği legaliteyi, dini öncelemeyen yeni bir yoruma buladığı hayat stili vasıtasıyla "sınıf atlamaya" çalışarak, hiç olmazsa sosyal arenada kazanmaya uğraşan stereotipten bahsetmek ve siyasi-toplumsal tüm haksızlıklara karşı ses çıkarma mecalsizliğinin bu davranış tarzından ileri gelebileceği ihtimal oranının yüksek olduğunu söylemekti.

Kendini gizleyerek olası zararlardan korumak, daha ileri bir aşama olarak da legalize olmak üzerine bina edilmiş imaj mühendisliği konusu yeni değil çünkü memlekette.

28 Şubat'la birlikte start alan devasa cadı avında, delil toplama işleminin "görüntü" üzerinden yürütülmesi nedeniyle bir bir enselenerek kamusal alanın dışına fırlatılan ve bu süreçte her türlü kısıtlamayı, imkanları tırmalayarak kırmaya çalışan, seküler dünya karşısında orijinal, sofistike duruşlar, kalkanlar geliştirebilen başörtülüleri yıllardır konuşuyoruz çünkü.

Bu insanların yasakların tek hedefi ve aynı anda koca bir isyan söyleminin doğal taşıyıcısı olduğu ve bunu birkaç STK'yı saymazsak tek başına dillendirdiğini de.

Buna rağmen, "Ne İsa'ya, ne Musa'ya" cinsinden, ne dini referansları temel alan kesimin gözünde modernizmin nimetlerinden faydalanmayı büsbütün reddetmedikleri için "dinibütün mümine" olabilen, ne de "karşı taraf"ın nazarında rejim odaklı siyasi tehlike olmaktan kurtulabilen başörtülülerin, "Türban modern hayatta" üstbaşlığıyla adım adım takibi yapılıyor. Yapılıyor da...

Dini kaynaklardan beslenegelmiş ve genel olarak hayat perspektifini gelenek-din ekseni üzerinden konumlandırmış ama, 28 Şubat sürecinden, sakalından, yeşil pileli pantolonundan vazgeçerek küçük bir imaj abrakadabrasıyla köşelere gizlenerek kaçabilmiş ve saklandığı kuytu köşeden kadınların linç edilişini izlemiş bir kesimin sessizliğinden kimse bahsetmiyor.

Bu bahis de mesnetsiz değil elbet...

İşyerinde "başörtülü çalıştırırız ama, vitrin döpiyeslilerin" diyerek vicdan rahatlatma temrinleriyle ferah bulan, başörtüsünden sonra şimdi de artan şiddetiyle imam hatiplere uygulanan üniversite yasağına tepkisiz kalan, üst sosyal arenaya bütün farklılıklarını törpüleyerek sızmaya çalışan 'dindar'lar çoğunluktayken, herkesin ittifak edeceği bir yanlışı söylemenin de kimseye ağır gelmemesi gerektiğini düşünüyor insan.

Ama, artık modern imajla bile tatmin olmayan ve bu kez örtülü eş durumundan yakalarına yapışmaya hamle eden sürek avındaki mevcut otorite, -emin olabilirsiniz- rahat bırakmayacak kimseyi.

İmam Hatipli, evi dışındaki kadında cisimleşebilen ihtiraslarını, alkol ve eğlencenin kravat ortamlarında vücut bulan güç ve statü merakını, kendini ağzının suyu akarken yakaladığı paraya tamahını temizlemeden de, bir türlü çıkaramayacak sesini.

Gizlendiği yerden doğrulup "buradayım işte, hesaplaşalım" demedikçe, bırakmayacak peşini çünkü ideoloji bekçileri de, yalınayak ardından koştuğu tatlı, hülyalı dünya gibi.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi