T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 13 MAYIS 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
Konuşanlar kervanına Danıştay'ın çiçeği burnunda başkanı Sumru Çörtoğlu hanımefendi de katıldı. Daha önce de Cumhurbaşkanı, Yargıtay Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve bazı yüksek mahkemelerin değerli başkanları çıkıp konuşmuş, tıpkı Çörtoğlu gibi "irtica" uyarısında bulunmuşlardı. Niçin "konuşanlar" diyorum? Bayan Çörtoğlu durup dururken mi konuşmuştur? Elbette değil. Bir seçimden çıkmıştır, başkanlık beratıyla çıkıp bir konuşma yapması, dolayısıyla kendisini kamuoyuna ve devlet erkanına tanıtması gerekmektedir. Son derece doğal bir durum. Fakat sorun, konuşmaların içeriğinde. Çörtoğlu hanımefendi de, önceki kıymetli konuşmacılar gibi, konuşmasında laikliğe vurgu yaptı, kamu düzeninden sözetti, ülkenin karşı karşıya bulunduğu olası tehlikeleri sıraladı, Cumhurbaşkanı Sezer gibi "gerektiğinde inanç ve ibadetlerin sınırlandırılabileceğini" söyledi, filan... Ne olacaktı yani? Ne bekleniyordu? Başbakan'ın dediği gibi "bunlar hep bildiğimiz, dinlediğimiz ve neredeyse ezberlediğimiz konuşmalar" değil miydi? Elbette öyleydi de, sorun "laiklik" deyince başlıyordu ve bütün değerli konuşmacıların laiklikten anladıklarıyla, laiklikten anlaşılması gereken şey farklıydı. Ben, doğrusu, konuşmacılardan, hep "epistemolojik bir gayret" bekledim ve hiç değilse bazı "sonuçlar" üzerinde düşünmelerini arzuladım. Hani, Prof. Tülin Bumin, özgürlük paradigmasıyla ilişkili olması gereken laikliğin, hem giderek kendisini "dinselleştirdiğini" ve topluma kapattığını, hem de sekülerleşmeyi/modernleşmeyi engellediğini söylüyordu ya... Bayan Çörtoğlu, mesela, niçin bu sonuç üzerinde düşünmesin ve bize, yaşadığımız çağa uygun bir laiklik yorumu sunmasın? Bir beklentim de şu: Laiklik, siyasal/toplumsal, üzerinde herhangi bir konsensusa varılmamış, henüz ne olduğu bilinmeyen, buna rağmen siyasetçilerin ve devlet büyüklerinin sıklıkla kullandıkları bir kavram. Fazla eskimiş görünüyor ve anakronik bir durum tespitinden öte gidemiyor. Çok kullanıldığı/tüketildiği ve yanlış yorumlandığı için de, "çözüm" özelliğini yitiriyor ve giderek sorunsallaşıyor... Hem sorunsallaşıyor, hem de ilginç bir biçimde dinselleşiyor. Dolayısıyla, kavrama yazık ediliyor. Pekala, dünyanın gidişatı ve toplumsal dinamikler de gözetilerek, laikliğe bilimsel bir tanım getirilebilir. Bunu yapacak olan da, öncelikle bayan Çörtoğlu gibi değerli hukukçular ve bilimadamları... Fazla mı iyimserim? Bir diğer husus da şu: Konuşmacılar, açılış ve kuruluş yıldönümü törenlerinde, genellikle siyasi değerlendirmelerde bulunuyorlar, siyaset kurumuna karşı istiskale varacak açıklamalar yapıyorlar... Sayın Çörtoğlu için söylemiyorum. Önceki bazı konuşmacılarda, hep bir üstten bakış, bir muaheze cehdi, bir had bildirme üslubu... Kürsüye çıkan her konuşmacı, kendisini siyasete çeki-düzen vermekle yükümlü bir "uyarıcı" sayıyor. Mesela, bir değerli konuşmacı "aydınlanmadan ödün vermememizi" emir buyuruyordu, sanki hukukçuların böyle bir görevi ("aydınlanma taşıyıcılığı" görevi) varmış gibi. Bir başkası, kamu tercihlerini sorguluyordu. Bir başkası, TBMM'den çıkan meşru hükümete verip veriştiriyordu... Hukukçuların görevi, oysa, hukuku doğru yorumlamak ve uygulamaktır. Siyasete çeki-düzen vermek, ülke kurtarıcılığına soyunmak, halkın seçtiklerine efelenmek değil...
|
![]()
| ||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |