T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 20 MAYIS 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
İlkeyi baştan koyalım: Katilin sağcısı, solcusu, dincisi, laiki, ülkücüsü olmaz... Katil, katildir. Dolayısıyla, Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in canına kıyanlar da, cinayeti hangi saikle işlemiş olurlarsa olsunlar, en hafifinden katil ve canidirler. Bitti. Fakat "asıl film" yeni başlıyor. Önceki gün Özbilgin'in cenaze töreninde yaşananlar, siyasete ve siyaset kurumuna yönelik, çılgınlaşarak artacak eylemlerin habercisiydi. Siyasetçiler yuhalandı, askerler alkışlandı. İstenen, siyaset kurumuna duyulan ihtiyacın ortadan kaldırıldığı bir vasatı egemen kılmaktı. O da hayırlısıyla gerçekleşti. Ben en çok, "Sahi, bana mı bağırıyorlar?" diye hayret gösteren CHP lideri Deniz Baykal'a hayret ettim. Evet, sana bağırıyorlardı. Başbakan, bir rivayete göre, tepkilerden ürkmüş, cenaze törenine katılmaktan vazgeçmişti. Hükümet üyeleri oradaydı. Cemil Çiçek, korumalar arasında, merdivenlere doğru depar atıyordu. İçişleri Bakanı Aksu protestolar arasında şaşkındı ve sinmişti. Abdullatif Şener, herhalde son zamanlarda medyada yer alan "rahatlatıcı beyanatları"nın güveniyle olacak, anlayış bekleyen bir ürkeklikle bakıyordu etrafına ama "Katil Başbakan" diye bağıranlar CHP'lilerin Çankaya adayı Latif abiyi de boş geçmediler. Latif abi ne yapsın şimdi? İçkinin tadını bilen ama hiç içki içmeyen (içene de mani olmayan), eşi başörtülü olan ama örtünmesini de istemeyen, Milli Görüş geleneğinden gelen ama hiç Milli Görüşçü olmayan Latif abi bundan sonra ne söylese boş... Devlet Bahçeli de yuhalandı. Erkan Mumcu da yuhalandı. Daha da acıklısı, aylardır darbe imasında bulunan, "seçilmiş" hükümetin Başbakanını Menderes'ın akıbetiyle korkutan, Cumhurbaşkanını bu meclisin seçmesi durumunda "olacakları tahayyül dahi etmek istemeyen" Deniz Baykal da yuhalandı. Böyledir bu işler. Sürekli siyasetçilerin zaaflarına oynarsanız, parlamentoyu gözden düşüren açıklamalar yaparsanız, seçilmiş sivillere karşı atanmış bürokrasinin yanında yer alırsanız, "bumerang" dönüp sizi de vurur. İki kere iki dört: Hükümete yönelik tepkiler, bundan sonra, mihver değiştirip, parlamentoya ve siyaset kurumuna karşı, "çılgıncı esnafı" nezdinde kabul gören bir "çürütme kampanyası"na dönüşecektir. Olan da bir türlü kurumsallaştıramadığımız demokrasiye olacaktır. Tehlikenin farkındasınız, değil mi? Peki, cami avlusunu doldurup "katil hükümet" diye bağıranlar yahut bağırtılanlar, neden getirisi çok yüksek ve daha az riskli alanlarda muhalefet rolü oynuyorlar dersiniz? Neden örneğin, aynı celadetle devleti oluşturan diğer kurumların üzerine gidemiyorlar? Neden faili meçuhullerin, yargısız infazların, Şemdinli'lerin hesabını soramıyorlar? Neden "demokratik normale" müdahale etmeyi alışkanlık haline getirmiş memurin kadrosunu el üstünde tutmaya devam ediyorlar? Neden mi? Muhalefet rolüne güdülmüş "çılgınlar", hedef olarak karşılarında, Deniz Baykal gibilerin de içinde yer aldığı parlamentoyu ve parlamenter organları görmeye alışmışlardır da, ondan. Daha doğrusu, alıştırılmışlardır. Medyanın ve "sivil" aydınların da payı vardır bu "alıştırma"da. Necip çılgınlarımıza göre kabahat demokratik parlamenter sistemdedir. Çünkü demokratik parlamenter sistem "karşı devrim"dir, "Osmanlı gericiliği"dir, irticadır, şudur budur... Bu düşüncelerini de akılla, bilimle, bilgiyle değil, refleksle dile getirirler. İlginçtir, bu refleks de, çoğu zaman, darbe arefelerinde gündeme gelir. İşte istediğiniz oldu ve yeni bir darbe sathı mailine girdik. Hepinize hayırlı uğurlu olsun.
|
![]()
| ||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |