T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 20 MAYIS 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
Önce, epeydir dikkatimi çeken bir ifade biçimine yönelik şu eleştiri: Danıştay'da gerçekleşen silahlı saldırı münasebetiyle bir kez daha karşılaştığımız gibi, bu menfur olay da şöyle kınanıyor: "Asla tasvip edilemez bir olaydır." Bu okuyanı-dinleyeni son derece rahatsız edici kınama tarzının herhangi bir kötü niyetten kaynaklanmadığı açıktır. Ancak muhtemel bir yanlış anlamaya fırsat vermemesi için de düzeltilmesi zorunludur. Şöyle ki: Bir menfur olay kınanırken "tasvip" sözcüğünün kullanımı -örneğimizde olduğu gibi- "olumsuz" anlamda da olsa kullanılamaz. Çünkü -apaçık ki- işin içine "tasvip" sözcüğü girdiği andan itibaren bu fiilin "olabilirliği" de söz konusudur. Yani hayatta öyle olaylar vardır ki, bunlar siz "tasvip etmeseniz" bile sizin dışınızdaki bazı kişiler tarafından "tasvip edilebilir" nitelikte olabilir. Mesela diyelim ki bir konfederasyon yetkili olduğu işyerlerinin tamamında "grev" kararı aldı. Bu durumda söz konusu eylem sizin tarafınızdan "asla tasvip edilemez" bir nitelik taşısa da, greve katılanlar açısından durum farklı olabilir. Dolayısıyla "cinayet" gibi fiilerden söz ederken başına "asla" şartı getirilse bile "tasvip" sözcüğünü kullanmamak gerekir. Bu hatırlatmadan sonra gelelim son menfur olay dolayısıyla medyada karşılaştığımız "sorumsuzluk yarışı"na: Bildiğiniz gibi Vakit gazetesinin malûm manşetinin bir yargıcın ölümü ve üç yargıcın ağır yaralanması ile sonuçlanan silahlı saldırıdaki "payı" hakkında çok konuşuluyor. Gazetenin baş sayfasını işaret edilen kişilerin fotoğraflarıyla birlikte kaplayan "İşte o üyeler" manşetli sayısının saldırganın otomobilinde bulunduğu yolundaki haberlerle birlikte söz konusu "pay" daha bir öne çıkarıldı. Gazete ise kendisine yöneltilen bu suçlamaya -tam da saldırının ertesi günü atılan- "İğrenç saldırı" manşetinde olduğu gibi karşı saldırı ile cevap veriyor. (Aslına bakacak olursanız bu son manşet de problemli: "Saldırı" fiili zaten her durumda "iğrenç" olduğuna göre, ne gerek var bu ifadeye?) Peki bu tartışmaya ilişkin benim görüşüm nedir? Vakit'e doğrudan biraz önce sözünü ettiğim "pay"ın çıkarılmasını tabii ki onaylamıyorum. Ancak gazetenin söz konusu manşetiyle son derece "sorumsuz" davrandığını da -yine tabii ki- kabul ediyorum. Çünkü gazete okurlarını öyle bir konuda bilgilendirmektedir ki, okurların bu bilgiye yakından uzaktan ilgileri yoktur. Danıştay'ın (yine malûm) kararına haklı olarak tepkili olan Vakit okurları bu kararı veren yargıçların fotoğraflarını ve biyografilerini niçin merak etsinler ki? Dolayısıyla Vakit'in bu yayını -gazetenin niyeti ne olursa olsun- pekâla, kimi okurlarının "kanını kaynatıcı" özellik taşıyan bir "sorumsuzluk" örneğidir. Peki ama Danıştay olayı çerçevesinde "sorumsuz" davranan sadece Vakit midir? Değil tabii ki; özellikle birkaç gazetenin saldırı sonrası yaptığı yayınlar da bu sıfatı haketmektedir. Saldırının ertesi günü iki büyük gazeteden seçtiğim şu başlıklara bakın: "KAŞIYA KAŞIYA / Türban, her fırsatta toplumun gündemine sokuldu. Danıştay, türbanla ilgili aldığı bir karardan sonra hedef gösterildi. Ve Türkiye'yi sarsan alçakça saldırıya davetiye çıkarıldı." (Hürriyet) / "LAİKLİĞE KURŞUN" (Milliyet) Şunlar da bazı köşe yazıları ve resim altlarından örnekler: "Danıştay'a yapılan saldırı, Cumhuriyet gazetesine yapılan üç bombalı saldırıyla birlikte düşünüldüğünde, hedefin laik cumhuriyet ve onun güvencesini oluşturan yargı olduğu açık." (F. Bila, Milliyet) " 'Bunun türbanla ne alakası var' demeyin. Dini semboller kaşındıkça, onu kullananların işi kolaylaşıyor." (E. Özkök, Hürriyet) "('Şeriatçı gazeteler'den bahisle) Komplo teorilerine çok meraklı olan yazarları, bu olayın ardında 'derin devlet parmağı' aramaya başlayacaklar. Hiçbiri saldırıyı açıkça kınamayacak; çünkü bu gerçekleşmesini istedikleri bir durumdu." (M.Y. Yılmaz, Hürriyet) "Saldırganın üç kız kardeşi de türbanlı" (resimaltı, Vatan) ........................................... Ben bu yayınları da son derece "sorumsuz" buluyorum. Bu satırları kaleme alanlar saldırının "Laikliğe kurşun" olarak anlaşılamayacağını (çünkü -merak etmesinler- cumhuriyet ve laiklik bu tür saldırılarla sarsıntı geçirebilecek yapıda bir şey değildir), "türban" meselesinin ülkede tartışılmasının ve bu soruna bir çözüm yolu aranmasının bu cinayetle hiçbir ilgisi bulunmadığını, katilin "üç kız kardeşi"nin "türbanlı" olup olmamasının yargılanma sürecinde "dosya"ya girmesi imkansız bir "kanıt" olduğunu bilmiyorlar mı? O zaman bu "sorumsuzluk yarışı"nı azdırmanın ne âlemi var? Ayrıca insaf! Klavyenin başına geçip döşenmeden önce insan şunu da hatırlar: AKP hükümeti, karıştığı tartışmalarda "diline" özen göstermeyerek hatalı davranıyor olsa da, çok geniş bir dindar kitlenin "laikliğe" ısınmasında çok önemli bir rol oynamıyor mu?
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |