T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 20 MAYIS 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
2 gün önce Danıştay'a bugün bile bağlantılarının henüz netleşmediği bir şahıs tarafından bir saldırı -şiddetle kınıyorum- düzenlendi. Saldırının üzerinden daha bir saat bile geçmeden, birileri tarafından teşhis kondu ve laikliğe cumhuriyete rejime karşı yapılmış bir saldırı olarak nitelendi, failin radikal dinci bir cemaate mensup olduğu iddiasıyla -daha sonra radikal de dinci de olmadığı da ortaya çıktı- dindar camiaya saldırılar başladı. Olayın üzerinden birkaç saat geçmeden CHP sözcüleri meclis kürsüsüne çıkıp ikinci Kubilay olayı yorumları yaparak mesajlar verdiler. Milli iradenin temsilcisi başbakan Danıştay'a gittiğinde, "Seni burada istemiyoruz." sesleri yükseldi. Cenaze törenlerine katılan hükümet mensupları tartaklanmaya varan çirkin ve provakatif protestolarla karşılandı. Hedef belirlenmişti. Hedefte hem dindarlar hem de hükümet vardı. Ben başbakanın cenaze törenine katılmasının gereğine inanıyordum ama protestoları görünce katılmamasının daha isabetli olduğuna inandım. Evet düğmeye işte böyle basılıyor demek ki. Önce aylardır toplumu gerdiler. Başta CHP sözcüleri olmak üzere cumhurbaşkanlığı seçimini bahane ederek, TMK'yı bahane ederek toplumu bir beklenti içine soktular. Sonra bu olay geldi ve tetikte bekleyen çevreler sokağa çıktılar. CHP dışında tüm siyasilerin protesto edilmesi ilginçti. Bu olay hükümetin işine yaramadığına göre, arkasında hükümetin ya da destekçilerinin bulunması imkansızdır. Klasik bir yaklaşımla bu olayın arkasında Türkiye'deki istikrarı, huzuru, kalkınmayı, büyümeyi hazmedemeyen çevrelerin bulunduğunu söyleyebiliriz. Büyük bir bilgi kirliliğinin yaşandığı bugün itibariyle henüz açıklanmış net bir bilgi olmadığı için fail hakkında yorum yapmak erken. Ancak herhangi bir terör örgütüyle doğrudan bağı bulunmasa bile yönlendirilmiş bir terör olduğu anlaşılmaktadır. Bağı olanların ya da yönlendirenlerin hedefinin Türkiye'yi karıştırmak olduğu da gayet açık ve nettir. Tabii bu olayın önceki senaryolardan bir farkı var. Uğur Mumcu'dan bu yana hep dindar camianın töhmet altında tutulduğu suikastlerin failleri meçhul kalmıştır. İşte fark burada bu kez fail yakalanmıştır. Çok önemlidir. Radikal dinci diye yorum yaparak bütün dindar camiayı töhmet altında bırakanların ilk hevesleri kursaklarında kalmıştır. Çünkü radikal dinci diye hedef gösterilen insanlar bırakın içki içmeyi içki satılan dükkandan alış veriş yapmazlar içki içilen lokantada yemek yemezler. Bu şahsın arada alkol aldığı öyle iddia edildiği gibi dinci minci de olmadığı anlaşılıyor. Yakalanan iki arkadaşı da hırsızlıktan ve adam öldürmekten sabıkalı çıkmış. Bunlar mı dindar? Bu olayı gerçek dindarların yapması mümkün değildir. Çünkü İslam dini canına kıymayı en büyük günahlardan saymaktadır. Olayı ilgili dairenin verdiği karara karşı tepki şeklinde yorumlamak da pek mantıklı görünmüyor çünkü karara muhalefet şerhi koyan üye de saldırıya uğrayanlar arasında yer alıyor. Failin aracından çıkan gazete kupürü olayı bir gazeteye onun da üzerinden dindarlara yüklemeye çalışsa da, üzerinden çıkan kimlik ve hakkındaki bilgiler kafaları karıştırmaktadır. Onun için de fail ve failler hakkında olayın aydınlanmasını beklemek sağduyu gereğidir ve daha mantıklıdır. Olayın aydınlanmasını bekleyeceğiz. Ancak bu arada olayı dindar camiaya yüklemek isteyenlerin iddialarının mantıklı ve tutarlı olmadığını bu iddiaların toplumu germeye, ülkedeki huzuru dinamitlemeye yönelik olduğunun altını çizmek gerekir. Bir defa dindarların iddia edildiği gibi cumhuriyetle, demokrasiyle ve hatta gerçek anlamda laiklikle bir sorunları yoktur. Aksine bu kavramların arkasına sığınarak dindarları toplum dışına itmek isteyenlerin kimi sorunları vardır. Dindarların aydınlanma ve çağdaşlıkla da sorunları yoktur. Aksine kimi çevreler dindarların aydınlanmasından ve çağdaşlaşmasından rahatsızlık duymaktadırlar. Dindarlar vatanına milletine bayrağına, ülkenin birlik ve bütünlüğüne ve devletine bağlılıkta kimseden geri kalmamıştır, kalmazlar da. Hiç kimse kendisini vatanperverlik konusunda dindarlardan daha üstün görme hakkına sahip değildir. Bu provakatif eylem bir taraftan dindarlara saldırının önünü açmış bir taraftan da hükümeti hedef haline getirmiştir. Dolayısıyla Danıştay'a yapılan saldırıyı aynı zamanda hükümete yapılmış bir saldırı olarak nitelemek de mümkündür. Öyle ya da böyle, herkes üzerine düşeni yapmalı, kimse sağduyuyu elden bırakmamalıdır.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |