T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 1 NİSAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ali BAYRAMOĞLU

Dindar ve laik: Değişen Türkiye

Toplumun değişmesi, bazen, "fay hatlarındaki gerilim birikimi"ne benzer. Enerji birikir ve bir anda boşalır. Değişim, boşalma anından çok enerjinin biriktiği sürede meydana gelir. Boşalma anı ise bizim değişimi farkettiğimiz andır. Toplumdaki tayin edici büyük çatışma eksenlerinin kayması, diğer bir deyişle çatışma eksenleri hiyerarşisinde yer değiştirmelerin olması, kısacası "toplumun değişmesi; tek tek bireylerin, tek tek toplumsal kesimlerin yaşadığı parçalı nitelikli değişimden çok daha hızlıdır".

1980'lerin, 1990'ların çatışma eksenleri, temel toplumsal ve siyasal sorunlar ana hatlarıyla aynı kalsa bile, bu yüzden birbirlerinden farklı nitelikler taşımışlardır. Çatışmaları, siyasallaşmaları besleyen ana dinamik açısından 1980'lere baktığımız zaman "bireycilik şemsiyesi"ni; 1990'lara baktığımız zaman bireyi hak ve özgürlükleri açısından kültürel yönleriyle yeniden tanımlayan "kimlikler şemsiyesi"ni görürüz.

Bir toplumda yeni çatışma eksenlerinin ortaya çıkması, eski eksenler ile ardında yatan sorunların yok olması, önemsizleşmesi anlamına gelmez. Ama bu ya da benzer sorunların siyasallaşmasında öne çıkan toplumsal unsurların hem değişimine, hem izlediği evrime vurgu yapar. Ve eski dönemin bazı tarzlarını, hâlâ haklı ve meşru bile olsalar dışa iter, altta bırakır.

Bu açıdan bakıldığında bir hafta boyunca size aktardığımız "Dindar ve Laik" araştırması, 2000'li yıllarla birlikte yeni toplumsal dalganın oluştuğunu destekleyen bulgular içermektedir. Bu, ana hatlarıyla bir "şahıslaşma" dalgasıdır. Ve 1980'li yıllara hâkim olan "bireycilik" dalgasından oldukça farklıdır. Yeni iklim kimlikler ile bireylerin ve bireyleşmenin yan yana yaşadığı, ama daha çok iç içe geçtiği ve birbirini imha etmeden etkilediği bir yapıya işaret etmektedir.

Bu yapı doğal olarak ciddi bir değişim dalgasının varlığını ortaya koymakta, gerek İslami kesimde gerek laik kesimde köklü bir sorgulama, hatta dönüşme süreci yaşandığını göstermektedir.

Burada dört nokta önem kazanıyor:

Geçen 10 yıllık çatışma dönemi modernitenin kaçınılmaz aşamalarından birisini oluşturan, merkez ile çevre arasındaki mesafelerin azalmasından üreyen bir kriz dönemiydi. Bugün bu kriz önemli ölçüde geride bırakılmış sözü edilen aşamanın entegrasyon sayfası açılmıştır. Ancak bu entegrasyon bir benzeşme mekanizması üzerine kurulu değildir. Parçalı ve iniş çıkışlı yaşanmakta, en önemlisi gerek bireylerin gerek kesimlerin fayda, tutum, beklenti ve eylem açısından "çoğullaştığı" bir doku üzerinden gerçekleşmekte, hatta bu dokuyu üretmektedir.

Bu değişim sürecini iç dinamikler açısından besleyen, paradoksal gibi gözükse de çatışmalar ve çatışma dönemi olmuştur. Çatışmalar sırasında yaşanan toplumsal, kültürel ve siyasi karşılaşmalar, etkileşimler içeren deneyimlere yol açmış ve her deneyim alanı bir değişim pisti haline gelmiştir. Ancak "değişimde söz konusu olan siyasi bir uzlaşmadan çok, toplumsal bir iç içe geçiş ve buradan kaynaklanan uzlaşmadır".

Üçüncü önemli nokta, değişim sürecinin temel olarak toplumun orta kademelerinden doğan, bu kademelerin ürettiği ve sürüklediği bir süreç olmasıdır. Böyle olduğu oranda, değişim süreci tersine de çalışmakta, "siyasi tutum ve beklenti açısından bu orta sınıfı yeniden oluşturan unsurlar" içermektedir. Nitekim laik kesim ve İslami kesimin önemli bir çoğunluğu demokrasiye, özgürlüğe, haklara bakış açısından birbirine yaklaşmaktadır. Her iki kesimde değişime direnç içinde olan ya da "tersten değişme" yaşayan kutuplar ise zihniyet açısından birbirine benzemeye yüz tutmaktadır.

Son önemli nokta zihniyete ilişkindir. Zihniyet-değişim ilişkisi oldukça karmaşık bir yapıdadır. Değişim toplum için "öteki" sayısını azaltmakta, ancak zihniyetten kaynaklanan kuvvetli bir "öteki" tasavvurunun dozunu düşürememektedir.

Zihniyetin çekirdeğinin merkezine seyahatin, yeni deneyimleri ve yeni sayfaları gerektirdiği açıktır.


  • Değişmeyen İslamcılar...
  • Değişmeyen İslamcılar... (2)
  • Türk Toplumundaki Değişimin Röntgeni

    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi