T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 1 NİSAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ahmet KEKEÇ

Ergun doğru söylüyor, ama...

Saygısızlık yapmak istemiyorum; hele, amiral gemisinin ağzı bozuk yazarı gibi işi "Ahmet Bey" muhabbetine dökmek hiç istemiyorum...

Necdet Bey mi demeli?

Değerli Cumhurbaşkanı mı?

Bu arada taze bilgi: Malum medya patronuna devlet ihalelerine girme imtiyazı tanıyan RTÜK Yasası Çankaya'dan döndüğünde, Ahmet Necdet Sezer "gelmiş geçmiş en başarısız yönetici" ilan edilmişti; şimdi aynı çevreler onu, herhalde bürokrat atamalarında ideolojik tutum takındığı için, "halkın Cumhurbaşkanı" sayıyor.

Benim itirazım da buna işte.

Elbette, işine gelmeyen durumlarda yasaların kendisine verdiği yetkiyi kullanacaktır... Bu konuda müfrit (ifrata kaçan) bir muhalif gibi de davranabilir, davranmıştır nitekim, neredeyse hükümetten gelen her yasayı, her kararnameyi, her atamayı veto etmiştir ve bu alanda bir "rekora" koşmaktadır.

Fakat, halkla pek ilgisi yoktur; halkla imtizaç ettiği hele, hiç söylenemez.

Halka kapatmıştır kendisini.

Bazı hususiyetleri elbette takdire şayan... "Tasarrufçu" olduğunu biliyoruz, üç lambadan birini mutlaka söndürdüğünü, kırmızı ışıkta durmayı itiyat edindiğini, süpermarkette kasa kuyruğuna girdiğini, devletin parasını çarçur etmekten hoşlanmadığını, müsriflere savaş açtığını...

Bunları biliyor ve takdir ediyoruz.

Mesela, başkanlığı döneminde Anayasa Mahkemesi'ne bir tane bile yeni makam otosu aldırmamıştı, kağıt harcamasını yarı yarıya azaltmıştı, makam otosunu neredeyse hiç kullanmamıştı, selefinin astronomik benzin harcamasını kestirmişti, elindeki "temsil ve ağırlama bütçesini" tek kuruşuna dokunmadan Hazine'ye iade etmişti.

Bu sadece bir ahlak değil...

Bir tarz...
Bir üslup...
İyi bir üslup ama...

Onda beğenmediğimiz hususiyetlerin başında, resepsiyon öncelerinde yaptırdığı "özel çalışma" geliyor...

İnsanda neredeyse "meraksız biri"ymiş duygusu uyandıran Cumhurbaşkanımız, resepsiyona davet ettiği/edeceği kişilerin özel yaşamlarıyla, nedense (neden acaba?), pek ilgili... Kimin eşi örtülü, kimin eşi açıkken sonradan örtündü, kimin eşi duruma göre hem açık hem örtülü? Bütün bu hayatî soruların cevabını resepsiyon davetiyelerinden öğreniyoruz.

Bu "özel yaşam ilgisi"ne, son zamanlarda, bazı bürokrat atamalarında da rastlıyor ve sormadan edemiyoruz: Cumhurbaşkanımız, veto ettiği bürokratların yeteneğini, bilgisini, birikimini mi yetersiz görüyor? Kişilerde liyakat mı aranmalıdır, yoksa şu ya da bu dünya görüşüne yakın olmaları mı?

Nereye varmak istiyorum?

Ergun Babahan, geçenlerde, "Güven duyulan kurumların başında en yüksek oyu Cumhurbaşkanı alıyor. Halk hem iktidarın icraatlarından memnun olduğunu dile getiriyor, hem de Cumhurbaşkanı'nın denetleyici görevinden şikayetçi olmadığını söylüyor. Hükümetin bu tabloya daha dikkatli bakmasında yarar var!" diyordu.

Bence haklı ve yerinde bir tespit.

Pekala tersi de geçerli bunun: İcraatlarından memnun olunan (ama sürekli empati yapması istenen) hükümet, türlü nedenlerle en çok güven duyulan kurum tarafından engelleniyor. Aynı dikkati "halkın Cumhurbaşkanı" iddiasını taşıyan Sezer'in de göstermesi gerekmez mi?

Empati karşılıklı olursa değerlidir.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi