T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 8 NİSAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ali BAYRAMOĞLU

Kürt politikası: 2. aşama

Gün geçmiyor ki bir cenaze kalkmasın, silahlar patlamasın, gazete köşelerinde, siyaset kulislerinde olup bitenin faturası demokrasiye, demokratlara çıkarılmasın...

Türkiye terörü ilk kez yaşamıyor, demokrasi de ilk kez sorunların sorumlusu olarak ilan edilmiyor...

Siyasetin, sözün bittiği, şiddetin başladığı yerde "otoriterleşme eğilimleri" belirginleşir. İlk gösterge de faturanın demokrasiye, demokratlara, aydınlara yüklenmesi olur... Kimi bakanlar, askeri-sivil bürokratlar, köşe yazarları, kimi solcular, Kürt politikacıları bu açıdan aralarında yarışır durur.

Birileri şiddeti Kürt sorununda yeteri kadar adım atılmamasına bağlar, diğerleri ise fazla adım atılmasına... "Hedefte hep demokrat ve aydınlar vardır..." İlk grup demokrat ve aydınların demokrasiyle şiddete zemin hazırladıklarından söz eder, ikinci grup demokrasi konusunda, daha doğrusu Kürt politikasının taleplerini yeterince desteklemediklerinden yakınır...

Geçiniz bunları bir kalemde...

Şu açık:

Kürt sorununun PKK'yla başlayan evresinde "ikinci aşama" yaşanıyor.

İlk aşamada PKK bölgede "zımni bir siyasi merkez" oluşturma yoluna gitmişti ve bunu hem devlete güç gösterisiyle hem kendi çevresine nüfuz ederek gerçekleştirmişti. Bu zımni siyasi merkez ile toplumsal çevreyi birbirine bağlayan en önemli unsur ise aşırı baskıcı resmi politikaların, Susurluk tipi örgütlenmelerin varlığıydı.

İkinci aşama, yani bugün bu "zımni siyasi merkezin derinleşmesi, kurumlaşması safhası"na tekabül etmektedir.

Önce Öcalan'ın yakalanmasıyla beliren örgüt içi bölünmeler bugüne kadar uzanan baskı mekanizmalarıyla giderilmeye çalışılmış, ardından kimi sivil örgütler ve belediyeler üzerinden merkezileşme, kurumlaşma, korparatizm, kaynak ve imkan kullanımında tekelleşme gibi araçlar devreye girmiştir.

İlginç olan zımni siyasi merkezin bu kez temel haklar ve özgürlükleri araçsallaştırmasıdır.

Böylece bölgede çevre ile bu zımni siyasi merkez arasındaki bağ bir yandan bu özgürlük zemininde üreyen aidiyetçi dilden, diğer yandan çevrenin her anlamda ve her araçla (ekonomik, siyasi, kültürel) baskı altına alınarak, yeniden üretilmesinden ileri gelmektedir.

Siyasi dil olarak ise Türkiye'yi ve özellikle devleti, güvenlik güçlerini her anlamda zora sokacak, istikrarsızlık ve askerileşmenin sacayağı olacak halk ayaklanması ya da seferberliği benimsenmiş görünmektedir.

Şimdi gelelim asıl soruya...

Bu sorun nasıl çözülecek?

Kürt sorunu üç farklı biçimde tanımlanabilir. Dolayısıyla üç farklı çözüm pistinden bahsedilebilir.

Kürt meselesini bir "isyan" olarak tanımlayabilirsiniz. Bu isyanı ister üç-beş eşkiyaya ister bir kitleye mal edin, sonuç değişmez. Çözüm yoktur ya da çözüm bu isyanı uzun süre kabul edilebilir ölçülerde kontrol altında tutmaktır. Araçlarınız ise öncellikle asayiş tedbirleri, ardından bunları besleyecek, yani halkı örgütten koparmasını düşündüğünüz ekonomik, sosyal, kültürel vs tedbirlerdir...

Kürt meselesini bir "özgürlük mücadelesi" olarak da görebilirsiniz. Benimsedikleri strateji ne olursa olsun, çeşitli Kürt gruplarının nihai beklentisi ya da çözüm tanımı "sadece Kürtlerin koşullarının düzeltilmesi değil, şu veya bu şekilde (özerklik, federasyon, konfederasyon, bağımsızlık) kendi kendilerini yönetmesidir. Çözüm dolaylı ya da fiili ayrılıktır ve ufukta silah vardır.

Sorunu bir "demokrasi meselesi" olarak da ele alabilirsiniz. O zaman sorunu, farklı toplumsal ve kültürel grupların farklılıklarını koruyarak bir arada yaşamalarını sağlayacak toplumsal-siyasal mutabakat sisteminin eksikliği olarak tanımlarsınız. Çözüm doğal olarak demokratik araçlarla ve zaman içinde bu mutabakatın sağlanmasıdır.

Ancak bu noktada çözümün olmazsa olmaz iki koşulu vardır:

Her grup önce kendi içinde demokratikleşmek ve çoğulculaşmak zorundadır.

Bugün yaşananların gösterdiği gibi bu yol müşküldür, demokrasi risk taşır, çaba ve fedakarlık ister...

Ama onun dışında kalıcı çözüm yoktur.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi