|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 8 NİSAN 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
Düşünen'in ve düşünülen'in bir 'haysiyeti' olduğu gibi, düşünme'nin de, düşünce'nin de bizatihi bir 'haysiyeti' vardır. Haysiyet... yani bir kimseye, bir şeye, bir olguya özgü nitelikler... o kimseyi, o şeyi, o olguyu, "o kimse", "o şey", "o olgu" yapan nitelikler... böylesi nitelikleri olmasaydı, o kişiyi, o şeyi, o olguyu kendisi dışında kalanlardan ayıramayacağımız nitelikler... tek kelimeyle 'keyfiyât'... Alim'i âlim yapan ilmidir; ilmi olmayan, âlim de olmaz. Keza âbid de ibadeti olmaksızın 'âbid' sıfatını alamaz. Cimri 'cimrilik', cömert 'cömertlik' haysiyetiyle tanınır. Kişi haysiyeti ölçüsünce, yani nitelikleri kadarıyla değerlidir veya değildir. Soralım o halde: - Ticaretle uğraşana 'tüccar', siyasetle uğraşana 'siyasetçi' dediğimiz gibi, acaba düşünceyle veya sanatla meşgul olanlara da aynı şekilde 'düşünür' veya 'sanatçı' diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Düşünce ve sanat, diğerleri gibi salt bir uğraş ve meşguliyet olmadığı için diyemeyiz. Açalım. Bir kimse ticaret yaparken iflas etse de, mesleğini başarılı şekilde icra edemese de biz kendisini pekâlâ 'tüccar' sıfatıyla anarız. Keza yıllarını siyaset sahasında heder etse bile, böyle birine 'siyasetçi' demekte hiçbir mahzur görmeyiz. Çünkü bu tür mesleklerde 'başarı' oranı nazar-ı itibara alınmaz. Başarılı veya başarız da olsa, kişi 'tüccar' veya 'siyasetçi' olarak anılmayı sürdürür. Kişi "iyi tüccar" veya "kötü tüccar" olabilir ama o her halukârda "tüccar"dır; zira kişinin bu tür bir mesleğe nisbeti, mesleğinin hakkını verip vermemesiyle alâkalı değildir. Şarkı söyleyen ve geçimini de şarkı söylemekle kazanan bir kimse, güzel söylemese de, sesi berbat da olsa en nihayet bir 'şarkıcı'dır. Şarkıcı, ya "kötü şarkıcı"dır, ya "iyi şarkıcı"dır, ama "şarkıcı"dır. Lâkin bu kişi her iki halde de 'sanatçı' sıfatından mahrum olabilir. Kısaca 'şarkıcı' başka, 'sanatçı' çok daha başkadır. Yazarlık mesleği için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. İyi yazarlar vardır, kötü yazarlar vardır. "İyilik" ve "kötülük" sıfatları, yazarın yazarlığına ilişkindir, yani yazarlığın sıfatıdır; yazarlık ise kişinin sıfatı... Kişinin yazarlığının 'iyi' ya da 'kötü' olması, kendisini yazar olmaktan çıkarmıyor. Çocuksu bir totolojiden ibaret görmeyiniz lütfen: yazar yazardır! Yazar, ya "kötü yazar"dır, ya "iyi yazar"dır, ama yazardır. Lâkin bu kişi her iki halde de 'düşünür' sıfatından mahrum olabilir. Kısaca 'yazar' başka, 'düşünür' çok daha başkadır. Biraz düşünmeli değil mi, iyi yazara 'yazar' dersek, bu takdirde kötü yazara ne diyeceğiz? Hiçbir şey! Demek ki yazar, iyi yazar demek değil. İmdi, artık şu sorunun belli bir açıklık alanına taşınmış olduğunu kabul edebiliriz: - 'Düşünür' ve 'sanatçı' sıfatları için de benzer şekilde akıl yürütebilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap, ne yazık ki olumsuz olacaktır. Çünkü düşünce ve sanat'la gerçekten de biraz tanışıklığı bulunan bir zihin, "iyi sanatçı-kötü sanatçı", "iyi düşünür-kötü düşünür" ayrımını kabul etmekte isteksizlik gösterecektir; üstelik sebebini bilmese dahi böyle yapacak, direnç göstermeksizin bu ayrıma onay veremeyecektir. Niçin? Evet, niçin bir çok 'meslek' dalı için "başarılı-başarısız", "iyi-kötü" nitelemeleri geçerlilik arzederken, söz düşünce ve sanat'a geldikte bu nitelemeler birdenbire anlamını yitiriveriyor? Niçin, düşünürün veya sanatçının başarılısı-başarısızı, iyisi-kötüsü olmuyor da adı geçen meslek sahipleri mesleklerinden tecrid edilmeksizin bu sıfatlarla birlikte anılmak hakkını haiz oluyorlar? Şöyle açıklamayı deneyelim: Sanat sanatçının, düşünce düşünürün eyleminin değil, özünün eseridir, zâtîdir, zâta ilişkindir. Oysa meslekler sadece arazdır, zâta değil, zâtın sıfatlarına ilişkindir; dolayısıyla ikincil niteliklere ilişebilirler de, onlardan ayrılabilirler de; artabilirler de, eksilebilirler de. Kimse özü gereği hekim, avukat, tüccar veya siyasetçi olmaz; olursa, ancak kabiliyeti ve gayreti kadar olur. Buradaki 'kadar' sözcüğü, ölçülebilirliğin alâmetidir. Sanatçı ve düşünür ise, özü gereği sanatçı ve düşünürdür. Buradaki 'gerek' sözcüğü de aksine mikdarın değil, zorunluluğun alâmetidir. O halde ey tâlib, bu alâmetlerin kıymetini iyi bil!
|
![]()
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |