T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 8 NİSAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fadime ÖZKAN

Liseli şiddetin Voltran'ı

Televizyonun siyah beyaz TRT'den ibaret olduğu yıllarda ekranda gördüğümüz tek kötülük Tom ve Jerry'nin birbirlerine yaptıklarıydı herhalde. Hatta Tom'un nihai amacı, bütün çabaları Jerry'i afiyetle yemek olsa da, ben yine de Tom'u tutardım. Can havliyle, peşindeki kediye olmadık şeyler yapardı çünkü Jerry. Şans da ondan yanaydı.

Zavallı Tom! Bir kedinin başına gelmesi mümkün olan ve olmayan her şey gelirdi başına. Kuyruğu bir yerlere sıkışır, kürkü yüzülür, duvardan duvara çarpar, üzerine ağırlık düşünce yamyassı olur, üstüne bir de evin hanımının süpürgesini yer sokağa fırlatılırdı.

Dırın, dırın, dı rın, dı rın, dı rın dırın Pembe Panter ile şaşkoloz müfettiş Clouseau'nun, bir de Safinaz'ın aşkıyla yanıp tutuşan Temel Reis ile Kaba Sakal'ın arasında olurdu benzer şeyler. O kadar.

Ne Erol Günaydın'ın ses verdiği 'efemm' Ayı Yogi'de, ne Japonların kendi küçük çekik gözlerine inat kocaman gözler çizdikleri Şeker Kız Candy'de, ne de al yanaklı Heidi'de çocuk zihinlerimizi kirletecek denli kötülüğe rastlanırdı.

Liselerde açığa çıkan şiddetin, çocukların birbirlerine ettikleri kötülüklerin altında televizyon yayınlarının etkisi aranınca şimdilerde, insan kendi çocukluk, ergenlik dönemini düşünmeden edemiyor. Biz neler izlemiştik ki, sorusunun peşine takılınca da işte böyle nostaljiye düşülüveriyor.

Çocuk psikiyatrları, pedagoglar çizgi filmlerin çocukların gerçeklik duygusunu zedelediğini söylerler hep. Çocukların zaten gerçek dünyanın algıları, katı gerçekleri dışında bir hayal aleminde yaşadıkları bilinse de, bunun doğruluk payı yüksek elbette. Sonuçta bedenleri ezilip yerle bir ya da paramparça olan çizgi film kahramanları bir sonraki sahnede her şeyleri tastamam devam ederler maceralarına.

Bunu küçük bir çocuğa anlatmak oldukça güçtür. "Gerçek hayatta olmaz böyle şeyler, bu sadece bir çizgi film tatlım" diyebilirsiniz ama ufaklığın size değil, gördüğüne inanma olasılığı her zaman daha yüksektir.

İşte tam da bu yüzden, üç buçuk yaşındaki yeğenim böyle bir uyarı karşısında annesine "Anne ben gerçek miyim?" sorusunu yöneltmiş, aldığı cevaba da muhtemelen içinden gülüp geçmiştir. Belki de kendini çizgi film kahramanı sanıyordur, kim bilir!

Oğlanların pek sevdiği bir çizgi film vardı bir zamanlar, He-Man adında. "Gölgelerin gücü adına! Güç bende artık!" diye nara atıp kılıç sallar, yaratıklarla savaşır ve hep galip gelirdi. O yıllarda sokaktaki bütün oğlan çocukları tehlike potansiyeli taşırdı. Bir olay olup olmadığını hatırlamıyorum. Şimdi sokaklarda, yetişkinler için hazırlanmış ama küçük büyük herkesin izlediği bir dizinin yerli sanal kahramanı Polat Alemdar'ın küçük ama gerçek versiyonları dolaşıyor. Onu 'rol model' bilmişler, ha bire racon kesiyorlar. Arkadaşlarını bıçaklayan, döven ve hatta öldüren liseli gençler düpedüz 'Polat ruhu' taşıyor.

RTÜK'ün yaptırdığı son araştırmaya göre yerli diziler, 23 program türü arasında yüzde 56.8'lik oranla haberlerden sonra ikinci sırada. 15-20 yaş arasındakiler yüzde 60.3 oranında yerli dizi seyretmeyi tercih ediyorlar. Çocuk programlarının izlenme oranı ise 14.2.

Yayınlandığı dönemde en yüksek reytingi alan dizinin Kurtlar Vadisi olduğu, izleyiciler üzerinde belirgin bir etki yarattığı hatırlandığında, onlara hiç yakışmasa da liselilerde görülen şiddet eğiliminin kaynağına yaklaşılmış olur.

Ama tek suçlu ne Kurtlar Vadisi, ne de başka şiddet içerikli yayınlar olmasa gerektir. Artık hem ailelerde hem eğitimcilerde belli bir bilinç gelişti ama evler gibi okullar da şiddetin kol gezdiği, dayağın eğitim aracı olarak görüldüğü yerlerdir aslında. Çocuklar şiddeti sadece televizyonlarda görmüyorlar sonuçta.

Ama bu da resmi tamamlamaya yetmiyor. Medyadaki, bilgisayar oyunlarındaki şiddet; evdeki, okuldaki, sokaktaki şiddet; çocuklara yanlış rol modellerin sunulması, gerçek ile sanalı ayırt etmelerinin sağlanamaması ışık hızıyla birleşip şiddetin Voltran'ını oluşturuyor işte.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi