T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 8 NİSAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Kürşat BUMİN

Ayıp oluyor ama...

"Medeni ülkeler"de benzeriyle karşılaşılması imkansız bir habercilikti doğrusu...

Gazeteciliğe dönen Fatih Çekirge (besbelli ki) mesleğinden uzak kaldığı dönemde neyin "haber" olup olmadığını hepten karıştırmış görünüyor.

Şimdi siz söyleyin: Bir "medeni ülke"de Dışişleri Bakanı günün birinde hastaneye yatsa, "türbanlı eş"in hastane ziyareti mi, yoksa (eğer böyle bir durum varsa) bu ziyarete engel olunması mı haber olur?

Cevabı apaçık bir soru; tabii ki ziyarete engel olunması.

Ve bu durum ülkenin gazeteleri tarafından öyle bir biçimde haberleştirilir ki, "engel olma" işinde sorumluluğu bulunanlar bu ayıbın ve kanunsuzluğun altından kalkamazlar...

Bundan dolayı da haberciler "hastanede yatan yakını ziyaret" gibi baştan sona olağan bir olayı haber yapmazlar. "Hastane ziyareti"nin haber olabilmesi ancak ve ancak söz konusu ülkenin "çıldırdığı" ve dolayısıyla bu ziyaretlerin de "kılık kıyafet yönetmeliği"ne uygun hale getirildiği şartlarda mümkündür.

Fatih Çekirge, "hastane ziyareti"nin haberciliğini niçin azdırdığını bakın nasıl anlatmış:

"Ama sonra kendi kendime şöyle dedim: - Yaz bu olayı. Yaz, çünkü en hassas, en kritik olayların bile krize dönüşmeden nasıl aşılabileceğini gösteriyor. Devletin zirvesinde bile bazen hoşgörünün, nasıl 'manevi bir sihir' gibi krizleri çözebileceğini anlatıyor. Bu yüzden yaz."(!)

Demek bunun adı "hoşgörü" ve "manevi sihir" filandır... Demek bu memlekette (bir askeri hastanede) hastanelik olan Dışişleri Bakanı'nın "türbanlı eşi" tarafından ziyaret edilebilmesi bu sözcüklerle açıklanmayı gerektiren bir tür lütuf olarak anlaşılacaktır.

Olayın aslını Dışişleri Sözcüsü Namık Tan'ın gecikmeden yaptığı açıklamadan öğrenmiş bulunuyoruz: Hayır, "türbanlı eş"in hastane ziyaretlerinde en ufak bir "kriz" yaşanmamış ve dolayısıyla (ne mutlu bize ki!) memleket "çıldırmamış"tır. Ama ülkenin en büyük gazetesinin bu derdin pençesinde kıvrandığı muhakkaktır!

"Türbanlı eş"ten ziyaret talebi geldiğinde ortalık karışsa da "Asker ani bir refleks göstererek" karar almayı başarabilmiş. Haberci ısrarlı da: "Ve böylece Hayrünnisa Hanım, komutanlar bölümüne alınıyor. Ama bu gizlilik 'bir kaçamak gibi değil', iyi niyetli bir yaklaşım olarak sergileniyor."(!) Hatta öyle ki, "O sırada orada bulunan bazı komutanlar"ın Hayrünnisa Gül'ün geldiğini görmesine rağmen koridorda "hiçbir tepki yok"muş. "Tam tersine çizgileri iyi belirlenmiş bir nezaket var"mış. "Böylece kırgınlığa izin verilmiyor"muş. Ve böylece, habercinin "insani alan" dediği alan "kamusal alan"ın üzerine çıkıvermiş... (Sanırsınız ki 'kamusal alan" denilen alan insâniyet ile ilgisiz bir alandır!)

Şu tasvirlere bakın...Tan'dan gelen açıklama sonunda tamamen hayal mahsulü olduğu anlaşılan bir sahneye ilişkin gazetecinin kullandığı şu sözcüklere bakın... "Tepki yok"muş, "çizgileri iyi belirlenmiş nezaket var"mış, "kırgınlığa izin verilmiyor"muş... Yok bir de tepki, nezaketsizlik ve kırgınlık olacaktı? Yok bir de 7. katta tedavi gören komutan ve komutan eşleri "Türbana hayır!" gösterisi düzenleyeceklerdi...

Bitmedi: Gazeteci Abdullah Gül'ü "borçlu çıkarmayı" da unutmamış:

"Evet, eminim Gül kendisine gösterilen ilgi ve incelik karşısında duygulanmıştır..."

Mutlaka mutlakaaa!.. Gazeteci işin bu faslına ilişkin ayrıntılı bilgi vermiyor ama mutlaka duygulanmakla yetinmeyip şu sözleri de etmiştir:

"Allah GATA'da giriş-çıkışları denetleyen ve 7. katta tedavi gören komutanlardan razı olsun. Türbanlı eşime beni ziyaret imkanı tanıdıkları için kendilerine ne kadar teşekkür etsem azdır!"

Önümüze "haber" diyerek getirilen bu "kıssa"dan gazetenin genel yayın yönetmeninin çıkardığı şu "hisse"yi de hatırlayalım:

"Geçen hafta GATA'da yaşanan karşılıklı iyi niyet ve hoşgörü, ilerisi için umut verici bir davranış biçimi vaat ediyor."

Ayıp oluyor ama....

İsterseniz yazıyı bir "anafikir" çıkararak bağlayalım:

Bu memlekette "sivil hayat"ın başına musallat olmuş en büyük tehdit şu ya da bu kurumdan önce "merkez medya" denilen "şey"dir.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi