|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 13 NİSAN 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Ordu komutasında görev değişimi, cumhurbaşkanlığı seçimleri, ülkeyi ve siyasi partileri kuşatacak genel seçim atmosferi birçok rayda makas değişikliğine yol açabilecek gelişmeler... Sıkça vurguladığımız bu hususlara Kürt politikası ve ona bağlı şiddet ve terör meselesi eklendi. Bundan iki ay önce şunları söylemiştik bu köşede: "Sorunları iki ana grupta toplamak mümkün: 1. Devlet ve rejim içi dengeler ile bu çerçevede doğabilecek krizler... 2. Türkiye'yi kuşatan ulusalcı atmosferin seçim kampanyalarını, bu çerçevede güncel politik uygulamaları ve seçim sonuçlarını yönlendirme gücü... Birinci sorun dizisi her şeye rağmen akıllı ve akılcı politikalarla, uzlaşma mekanizmasının devreye girmesiyle aşılabilecek türden. İkinci sorun dizisi ise daha riskli ve kontrol dışı bir alanı oluşturuyor. Zira "ulusalcı dalga" sadece kimi marjinal siyasi partiler ve meslek teşkilatlarının, mahkeme kapılarında dolaşan devlet destekli serseri mayınların, bürokrasinin değişime karşı verdikleri örgütlü mücadeleden ibaret değil. Bu dalga, içinde, birbirinden farklı, hatta birbiriyle çelişen bir çok unsur barındırıyor... AB meselesinin her ülkede olduğu gibi Türkiye'de yol açtığı milli irade tartışması ve hassasiyeti bu dalgayı besleyen önemli bir musluk..." Bunun yanında sadece Süleymaniye'de olanlar, Irak'ta yaşananlar, Kerkük'teki gelişmeler bile sanıldığından çok büyük bir kitlenin siyasi hassasiyetini kuşatıyor. Güneydoğu'daki şiddet, akan kan bu hassasiyeti aktif bir siyasi tutum haline dönüştürüyor. Bu koşullar siyasetin seçim ruh halini nasıl etkileyecek? AK Parti dışındaki siyasi partiler ulusalcı dillerini daha keskin hale mi getirecekler? Muhtemelen... Peki AK Parti seçim atmosferinde bu dalgadan kendisini ne kadar koruyabilecek ya da koruyabiliyor? Kanımız o ki AK Parti bu dalganın uzun süredir en çok farkında... Önünde üç alternatif olduğunu biliyor: İlki bu dalgaya "cephe almak"... İkincisi bu dalgayı "görmezden gelmek"... Üçüncüsü bir miktar "parçası olarak bu dalgayı kontrol altında tutmak"... Kendi seçmen kitlesinin karma ve milli hassasiyeti yüksek insanlardan oluştuğunun bilincinde olan Erdoğan ve arkadaşları uzun süredir açık bir şekilde üçüncü yolu tercih etmiş durumda... Son gelişmeler, şiddetin yükselmesi bu tercihi keskinleştiriyor. Son dönemlerde "AK Parti gemisinin demokrasi rotası ve yerel değer otoritarizmi arasındaki ani gidiş gelişleri"ni de açıklıyor. AK partili kurmaylar partilerinin ulusalcı dalgaya karşı çıkamayacak ya da bu dalgayı görmezden gelemeyecek bir kitle partisi olduğunu sık söylerler. Ak Parti'yi, AK Partili aktörleri, kullandıkları dil ve sahip oldukları zihniyeti düşününce, bu durum şaşırtıcı olarak değerlendirilemez... Ancak sorun o ki, AK Parti ulusalcılık meselesinde "çok ince denge" üzerine oturuyor... "Bu dilden çok uzaklaşması halinde nasıl zarara uğrayacaksa, bu dile gereğinden bir nebze fazla yaklaştığında da kaybedecek bir yapıda" AK Parti. Zira keskin ve tepkisel milliyetçiliğin ne meyvası, ne de taşıyıcısı... Böyle bir durumda taşıyıcıların kopyalardan değil, asıllardan oluşacağı açık. Asıllar ve kopyalar... Siyasetin eksenlerinden biri bu olursa, yaşadığı dıştan daralmanın yanında içten de daralacağı açık... Türkiye kriz dönemine "milliyetçi bir popülizm"le ilerlemesi açıkcası bana kaygı veriyor.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |