|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 13 NİSAN 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Edelman'ın günahını almışız... Hani, "Dünya'daki son Gelişmeler ve Türkiye'ye Etkisi" konulu sempozyumda "ilginç ötesi" bir konuşma yapıp, sanki üzerine vazifeymiş gibi, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini öğütleyen, Suriye ve İran konusunda ABD'yle ortak hareket etmeyen bir Türkiye'yi istemediklerini açıkca ilan eden, Türkiye'nin kayıtsız şartsız Ermenistan sınırını açması gerektiğini söyleyen mustafi ABD Büyükelçisi. Pek de aculdu! Elbette Türkiye Ermenistan sınırını açmalı ve komşularıyla ilişkilerini geliştirmeliydi de, bunun hangi şeraitte, hangi kayıtta gerçekleştirileceğine karar verecek olan TBMM ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetiydi... Edelman'a da ne oluyordu böyle! Problemli de bir adamdı. Bütün mesaisini, handiyse, "Irak'ta tecavüz vahşeti" haberini yayımlayan gazeteyi (hadi adını da verelim, Yeni Şafak'ı) gözden düşürmeye sarfetmişti... Önce, bir büyük gazeteye aleyhte haber sipariş etmiş, sonra da hedefteki gazetenin güya porno siteleriyle ilişkisini belgelemişti. Irak'taki tecavüz vahşeti, Ebu Gureyb görüntüleriyle doğrulanınca da susmayı tercih etmişti. Susmayıp ne yapacaktı! Fakat, susması gereken konularda konuşmaya da pek bayılıyordu. Mesela, "sisteme üye olmayan ülkeleri tsunami felaketi konusunda uyarmadıklarını" söyleyerek, hem büyük bir çam devirmiş, hem de nasıl bir insanlık suçu işlediklerini itiraf etmişti. Kaç yıl kaldı Ankara'da, bir türlü uyum gösteremedi. Adeta müstemleke valisi edasıyla dolaşıyordu ortalıkta. Ne görev yaptığı ülkenin hassasiyetlerini gözetiyordu, ne de temsil ettiği ülkenin çıkarlarına uygun davranıyordu. Kaba-saba bir diplomattı. Üslubu problemli, duruşu problemli, güttüğü özel siyaset (her ne ise o) problemliydi. Fakat, gelen gideni aratırmış... Bayrağı Edelman'dan devralan yeni büyükelçi Wilson'ın da selefinden pek farkı yok... Hatta, fazlası var, eksiği yok. Hatırlayacaksınız, ikinci tezkerenin reddedilmesinden sonra, Amerika'nın etkili gazetelerinden The Washington Post, TBMM'yi, Amerika'nın Irak planını sabote etmekle suçlamıştı. "Meclis'in kararı, savaş konusunda uluslararası destek kazanmaya yönelik ABD çabalarına yeni ve 'inanılmaz' bir darbe"ydi bu gazeteye göre. Ardından, Wolfowitz'in, TSK'yı suçlayan (daha doğrusu göreve davet eden) malum açıklaması gelmişti. Söz ne zaman Türkiye-ABD ilişkilerinden açılsa, Wilson bir ayıbı deşifre eder gibi, bu süreci hatırlatıyor. Sonra da, Hamas'ın Ankara ziyaretini gündeme getiriyor. Üslubu da oldukça lakayd. Mesela, hem "teröre karşı ortak mücadele"den sözediyor, hem de "İyi ama siz de Hamas'ı kabul etmiştiniz" diyerek PKK terörü konusunda topu taca atıyor... Sonra da, büyük bir pişkinlikle, ABD'nin PKK konusunda verilmiş bir sözü olmadığını söylüyor. Bunu söyleyen Wilson, bir süre önce, bir köşe yazarına (Melih Aşık'a) gönderdiği açıklamada şu görüşlere yer vermişti: "Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde Amerika Birleşik Devletleri'nden daha iyi bir dost yoktur. Amerika Birleşik Devletleri PKK'yı ortadan kaldırma çabasında Türkiye ile birlikte çalışmaya devam etmektedir." Hadi, Rusya'yı da tedirgin eden "Karadeniz uluslararası su. Biz de bu çerçevede haklarımızdan faydalanmak istiyoruz, istihbarat alışverişini geniş alana yaymak istiyoruz" gafını görmezden gelelim... İkide birde Hamas'ı gündeme getirerek, ödememiz muhtemel "bedelleri" hatırlatan Wilson nihai olarak bize ne söylemek istiyor? Amerikan politikalarının Türkiye mümessili gibi davranan gazeteci ağabeyimizin de itiraf etmek zorunda kaldığı gibi, ekonomik ambargo, faili meçhul cinayetler, PKK terörü ve Kıbrıs, "ödememiz muhtemel bedeller" arasında mıdır?
|
![]()
| ||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |