T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 13 NİSAN 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv
Gökhan ÖZCAN

Uydudan baktım, paranoyamı gördüm!

Şu sıra internete girip uydu görüntülerinden oturduğun evin yerini bulmak moda... Böyle karmaşık teknik yolculuklara çıkmakta zorlandığım için bir arkadaşımın yardımıyla ben de oturduğum mahallenin ve evin uydu görüntülerine bir göz attım. Doğrusu enteresan bir deneyimdi. Önce yerküre görüntüsünden işe başlanıyor. Sonra bulunduğun coğrafyaya geçiliyor, sonra sırasıyla yaşadığın ülke, şehir, semt, mahalle, cadde, sokak ve nihayet kendi evinin çatısını görüyorsun. Görüntü canlı değil, daha önceden çekilmiş fotoğraflardan ibaret... Yoksa balkondaki çamaşırları ya da kurutulmuş patlıcan-biberleri seçmek bile mümkün olacak neredeyse. Yine de içiniz hemen rahatlamasın. Bir bilgisayar programı aracılığı ile internetten ulaştığınız bu fotoğrafların 24 saatlik canlı görüntüleri birileri tarafından sürekli çekiliyor. En azından istendiği an, belli bir bölgeye odaklanarak olan biten her şey, sokaktan geçen seyyar satıcıdan, balkonda okumakta olduğunuz kitaba kadar her şey uydu marifetiyle izlenebiliyor.

Bunlar uydu teknolojisinden bizim için aşikar edilen bazı detaylar... İşin tabiatı gereği bilmediklerimiz bildiklerimizden fazla... Muhtemel ki, aramızdan istedikleri birinin bütün hayat detaylarına istedikleri an ulaşabiliyorlar. Hem uydulardan aldıkları görüntülerle, hem internet ve bilgisayar teknolojileri üzerinden edindikleri bilgilerle, hem telefon kayıtları vesairelerle...

Ne kabus değil mi? Herhalde Komplo Teorisi filmindeki Jerry Fletcher'ı hatırlayıp aramızda benzerlikler kurdunuz. O adam biraz kafayı sıyırmıştı. Sanırım benim paranoyam o kadar ileri boyutlarda değil. Durumu idare edebilirim. Gerekirse çatıya çıkıp uydulara dil de çıkartabilirim. Ancak hiç dikkatlerden kaçırmamanız gereken bir şey var. Filmin sonunda Jerry Fletcher haklı çıkmıştı. Çağımız bir paranoyaklar çağı, bu doğru, ama mikrobu ortalıkta olmadan hiçbir hastalığın ortaya çıkmayacağını da biliyoruz. Etrafta bir şeyler dönüyor, bunları sezgilerimizle yakalıyoruz, ama sonrasında yavaş yavaş kafayı sıyırıyoruz. Bu durumda paranoya da gerçek oluyor, insanı paranoyak eden hadiseler de...

Ben hayatı komplo teorileriyle açıklama taraftarı bir adam değilim. Ancak komplo teorilerinde sözü edilen kurguların pek çoğunun kanıtlanabilir gerçekliğe sahip olduğunu da biliyorum. Ben sadece bunlarla başa çıkamayacağımı biliyorum ve mesela şu günlerde baharın dallara vuran neşesi gibi güzellikleri kaçırmak istemiyorum. Yemyeşil ovalar, ulu dağlar, soğuk akan ırmaklar ve masmavi bulutlar... Hayır yukarılara hiç çıkmamalıyım, çünkü şu basit internet sörfünden sonra kafamı yukarı kaldırdığım her an, bulutların ardından beni dikizleyen bir uydu merceği gözümde canlanacak. Nereden bulaştım bu işe... Merak her zaman iyi bir şey değil... Neyse ki birkaç uydunun benim üzerime sabitlenmesini gerektirecek kadar karmaşık ve dikkat çekici bir hayatım yok. Bunun maliyetinin onda birini bile karşılamaz benim hayat aksiyonlarım... Evimin bodrumunda atom parçalamıyorum ki... Altı üstü fırsat buldukça edebiyat parçalıyorum. Adamlar takip etmekten sıkılmasa, uydu kendisi bile sıkılır. Dünyada dikizleyecek başka şey mi yok?


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi