T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 13 NİSAN 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Hüseyin HATEMİ

Manevînin manası?

Anayasamız'ın Başlangıç Bölümünde: "Türkiye Cumhuriyetinin maddî ve manevî mutluluğu" deniyor. Herhalde "Vatandaşların maddî ve manevî mutluluğu" kasdediliyor. "Cumhuriyet'in manevî mutluluğu olamaz mı yoksa? Eskiler "kelâmın i'mâli, ihmalinden evlâdır", yanî bugünün söyleyişi ile: "bir ifadenin, bir sözün anlamı olmadığına hükmedip geçmek yerine yarına o sözü yorumlayarak anlam vermek yeğdir" derlerdi. Şu halde Anayasa'yı okumaya devam edelim: Başlangıç bölümünün 5. paragrafında, "hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesi ile bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı" fikir, inanç ve kararı da belirtiliyor.

Anayasalar'ın kolay anlaşılır olması yararlıdır. Bir kimse, "faaliyet hürriyeti"nin sınırlarını bilmelidir ki, bu sınırları aşmadıkça suçlu olmayacağını ve "korunma göreceğini" bilsin. Burada geçen: "Türklüğün tarihî ve manevî değerleri" ne demektir? İslâm dini de Türklüğün tarihî ve manevî değeri midir? Yoksa "Türklüğün İslâmı", kısaca Türk İslâmı mı kasdediliyor? Böyle ise Türk İslâmı nedir? İslâm hiçbir şekilde kasdedilmiyorsa, "Türklüğün manevî değerleri" nedir?

Aşağıdaki paragrafda, vatandaş düzeyine geçilerek "maddî ve manevî varlığını millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni yönünde geliştirme hakkı"ndan söz ediliyor.

Anayasa'nın 10. maddesini okursak, din ve dil farkı gözetilmeksizin, herkesin kanun önünde eşit olduğu belirtiliyor. 17. maddede de "herkesin maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu" belirtilmiş. Daha önce de, 15. maddede "kişinin maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz" denmekte idi.

"Kişi hürriyeti" temel bir hak olduğuna göre (m.19/1), faaliyet alanına geçmedikçe, herkesin "manevî" varlığının niteliği ve niceliğini kendisine bırakmamız gerekiyor. Fakat kişi sadece manevî varlığını koruma değil, geliştirme hakkına da sahip. (m.17/1). Geliştirmeye kalkınca, Anayasa'nın Başlangıç Bölümünde sözü edilen "Türkiye Cumhuriyetinin manevî mutluluğu" ile bu bireysel geliştirme faaliyetinin aynı yönde olup olmadığı nasıl anlaşılacak? Hangi ölçütlerle? Cumhuriyet'in mutluluğunun engellendiğini hangi gerçek kişi belirleyecek? Yoksa "Devlet'in mutluluğu demek, Hukuk Devleti oluşunun mecazî ifadesi" mi demektir? Devletimizi manevî bakımdan mutlu kılmak hepimizin ödevidir, amma nasıl? Anayasamız'ın Başlangıç Bölümünü kaleme alan büyüklerimiz, bir iki satırla olsun, bu mutluluğun reçetesini yazamazlar mı idi? Aslında, haksızlık etmeyelim, daha aşağıdaki paragraflarda yazmasına yazmışlar, gelgelelim bu reçeteyi okuyacak ve Başlangıç'tan sonra gelen Anayasa'nın yan etkilerinden korunmak için hangi ilâcı almak gerektiğini anlayacak bir eczacı bulamıyoruz. Devlet'in manevî mutluluğunun yerinde ve ber-kemâl olup olmadığını hangi Devletli'ye sormak gerektiğini bilsem soracağım: "-Beyefendi, Cumhuriyetimizin manevî ve maddî mutluluğu ber-kemâl ve kendileri sıhhat ve âfiyetdedirler inşaallah?"

"Devlet demek, ben demek!" diyen Ondördüncü Louis devrinde Fransa'da, veya Mussolini'nin ikbal günlerinde İtalya'da yaşasa idim, kime soracağımı bilirdim. Ne var ki Anayasamız'ın Başlangıç bölümü, Cumhuriyetimizin manevî mutluluk reçetesinin "saygı ve mutlak sadakatle" Anayasamız'ın yorumunda ve uygulamasında esas alınması ödevini, Türk Milleti tarafından, demokrasiye aşık Türk evlâtlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi ediyor. Demek oluyor ki bu Anayasayı ve Başlangıç bölümünü kabul eden Türk vatandaşları, bu reçetenin "ihmâlini değil- i'mâlini demokrasiye âşık Türk evlâtlarının, bu arada, âcizane bu Fakıyr'in vatan ve millet sevgisine bırakmış. Şu halde iş başa düşüyor. Vatan ve millet sevgimizden de, demokrasiye aşkımızdan da şüphemiz olmadığına göre, Cumhuriyetimizin manevî mutluluk reçetesini okunabilir bir yazı ve anlaşılabilir bir üslûp ile ortaya koymamız gerek!

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi