|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 13 NİSAN 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Bugünlerde, terörün insana yönelik acımasız kıyıcılığını tırmandırmaya çalıştığı canımızı yakan hassas bir dönemden geçiyoruz. Terörün kurduğu 'hain pusular'la şehit olan evlatlarımız yüzünden canımız yanıyor, öfkeliyiz, teröre lanet yağdırıyoruz. Bir ülke evlatlarını kaybettiği bir ortamda, bundan daha doğal bir tepki de olamaz. Hatta, daha fazlasını yapmak bile içimizden gelir... Ancak, bu haklı öfkeyle birlikte bütün topluma hakim kılınmaya çalışılan aşırı bir 'şovenist dalga' var ki, bunu kabul etmek mümkün değil. Bunca acıya, şehitlere katlanmak elbette zor. Ama eğer, bu topraklarda gerçekten 'barış' ve 'huzur' ortamı istiyorsak, ülkeye yeni acılar yaşatacak, terörün ekmeğine yağ sürecek yeni çılgınlıklara rıza gösteremeyiz. Yıllardır, aklımıza kurulan 'terör kapanı'nın tuzağından kurtulamıyoruz. Şehitlerin ardından, öfkenin dorukta olduğu bütün dönemlerde, "bas mermiyi, bitir işi" mantığı ile her seferinde yeni ölümler isteyen 'terör'ün tuzağına düşüyoruz. Çünkü terörün esas hedefi, bütün zihinleri 'şiddet'e endeksleyerek daha fazla ölümlerin olmasını sağlamaktır. Geçmiş yıllarda yaşadıklarımızı dikkatle incelediğimizde, bugünlerde olanların aslında geçmişin tekrarından başka bir şey olmadığını görürüz. Onca şehidin, kaybın arkasından acılar yaşadık, öfke dalgaları yükselttik, milyonlarca mermi sıktık ama nedense terör sarmalından bir türlü kurtulamadık. Çünkü bizatihi terör örgütü, acıların ardından birbirine diş bileyen öfkeli kalabalıkların artmasını, 'baskı yasaları' bekleyen 'şahinler'in daha ön planda durmasını istiyor. İşte şimdi, böylesine kritik bir dönemden geçiyoruz. İktidar 'milliyetçi dalga'dan etkileniyor, muhalefet toplumun haklı öfkesini köpürterek, şehitler üzerinden 'siyasi rant' hesapları yapıyor. Hatta kimi çevreler, terörü 'demokratikleşme'nin azdırdığı gibi sahte söylemleri kullanarak, daha sert ve 'baskıcı' yasaların çıkarılmasını istiyor. Ne yazık ki, bu konudaki 'şahinler'in başını da CHP lideri Deniz Baykal çekiyor. Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'e 'imalı' bir gönderme yapan Baykal bakın neler diyor: "Bir yarbayımızın, bir erimizin cenaze töreni vardı. Bunlar içimize kor gibi düştü. Şehit yarbayımızın cenaze törenindeydik. Genelkurmay Başkanı yoktu. Bir Genelkurmay Başkanı'nın görevi elbette cenaze törenlerine katılıp üzüntüsünü belirtmek değildir. İşini, işinin gereğini yapmaktır. Bu engelleniyorsa, bunu engelleyen varsa, onu açıkça söylemektir." Açıkçası, sosyal demokrat Baykal askerlerin 'demokratik hukuk devleti' kuralları içinde hareket etmesinden fena halde rahatsız. Ne büyük bir talihsizlik... Parlamenter sistemin parçası olan bir partinin genel başkanı, neredeyse askerlerin işi ele almasını isteyecek. Türkiye geçmişte bu "otoriter zihniyet"in faturasını öylesine ağır ödedi ki, doğrusu telaffuz edilirken bile insanın tüyleri diken diken oluyor. Gidişat öyle gösteriyor ki, belki bu kez de geçmişte olduğu gibi yine aynı yollardan gideceğiz ve acılarımız daha da artacak. Acaba diyorum, bir kez olsun muhasebe yapsak, bunca hain pusu kuranların, katillerin, bombacıların nereden çıktığını ve nasıl yetiştiğini düşünsek... Belki nerede yanlış yaptığımızı daha iyi anlayabiliriz.
|
![]()
| ||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |