|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 13 NİSAN 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Erich Fromm "Özgürlükten Kaçış" ve "Özgürlük Korkusu" kitaplarında modern bireyin özgürlük serüvenini anlatır. Özgürlük, bireye bağımsızlık ve akılcılık getirmiş, ama bir yandan da onu yalnız, kaygılı ve güçsüz bırakmıştır. Batılı insan bireysel özgürlüğe kavuşmak için aile, klan, kilise ve mutlakıyetçi devlet gibi bağlardan kurtulmuştur. Bireye güven hissi veren birincil bağlardan kurtulmak bireye güçsüzlük ve yalnızlık duygusu vermiş, bu yüzden özgürlük bir "yük" gibi görülmeye başlanılarak, kurtulunması ya da kaçılması gereken bir olguya dönüşmüştür. Bu korku ve kurtulma hali bireyin başka ikincil bağların etkisi altına girmesine sebep olmuştur. Fromm'a göre bireyin "kurtuluş" için geliştirdiği mekanizmalar otoriterlik, yıkıcılık ve robot uyumudur. Burada ikincil bağ başka bir otoritenin baskısı altına girmek, güçsüzlüğü aşmak için dünyayı yıkmaya çalışmak ya da robot gibi varolana uyum sağlamaktır. Fromm'un özgürlük konusundaki yaklaşımları, tabii ki modern dönemde bireysel özgürlüğü kazanan batılı bireyle ilgilidir. Türkiye'de son dönemde yaşanan olaylar demokratik özgürlükler ile bu reform sürecine verilen tepkiler açısından benzerlikler taşımaktadır. PKK gibi silahlı bir örgütün AB sürecindeki demokratikleşme adımlarından rahatsızlık duyması normaldir. Neticede özgürlük alanının genişlemesi, terör örgütlerinin varlık sebebini ve dayandığı sebepler dünyasını ortadan kaldırmaktadır. Kürt kökenli vatandaşlarımızın hem demokratik hak ve özgürlükleri, hem de istikrar, güven ve huzur ortamını arzulaması en temel insani bir arzu olmanın ötesinde, bir vatandaşlık talebidir. Burada mesele DTP'lilerin vatandaşların temel haklarını elde etmelerinden memnun olmaları ve bu süreci desteklemeleri yerine daha yıkıcı bir tepkisellik halini arzu eder gibi görünmeleridir. Bu aslında tepkisellik ve protest yaklaşımlarla örülü "kimlik siyaseti"nin bir açmazıdır. Marjinal kimlik siyaseti partilerinin varlığı protest karakterine bağlıdır. Tepkiselliğin, muhalefetin, çatışmanın zayıflaması ya da konformizm ve uyumun ortaya çıkması hareketin ivme kaybetmesi demektir. İnsanların hayata bağlanması, gelecek hesapları yapması, düzen ve istikrar araması bu tepkiselliğin çözülüşü gibi algılanır. Krishnamurti'ye göre özgürlük başkaldırıdan farklıdır. Başkaldırı bir tepkidir, ama özgürlük bir tepki değildir, tepkiyi anladığımızda ortaya çıkan zihin halidir. Düzen olmadan özgürlük var olamaz. Bu ikisi birbirine bağlıdır. Düzeniniz olamıyorsa, özgürlüğünüz de olamaz. Özgürlüğü tesis etmek için düzeni sağlamaya çalışanlara karşı düzen bozuculuk yapmak özgürlükten kaçmak demektir. Yakarak, yıkarak, toplumsal kaos çıkararak ne düzen sağlanabilir, ne de hak ve özgürlüklerin geliştirilebileceği bir güven ortamı... PKK'nın özgürlükten korkması, DTP'nin özgürlükten kaçması bu yüzden anlaşılabilir bir durumdur. Ama huzur ve özgürlük isteyen insanların düzensizlik ve kaos ortamına sebep olmamaları da bir gerekliliktir. Diyarbakır'daki provokasyonlara karşı bölge halkının sağduyulu tavrı kendi bindiği dalı kesmemek açısından son derece anlamlı bir mesaj olmuştur.
|
![]()
| |||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |