T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
S O N   D A K İ K A 15 NİSAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Greenpeace: Tehlikenin boyutu görünenden fazla

Uluslararası çevre örgütü Greenpeace Akdeniz Ofisi Toksik Maddeler Kampanya Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, Tuzla'da bulunan gömülü varillerle görünür hale gelen kimyasal tehlikenin, Türkiye'de çok daha büyük boyutlarda olduğunu söyledi.

Tuzla'da ortaya çıkan durum karşısında, kimyasal atık sorunun çözümü konusunda gösterilen yaklaşımın da en az mevcut durum kadar tehlikeli olduğunu savunan Dökmecibaşı, Türkiye'nin atık yakma tesisleri yerine atık düzeyini minimuma indirecek ve atıkları ekonomiye geri kazandıracak stratejiye ihtiyacı olduğunu belirtti.

Dökmecibaşı, Türkiye'deki kimyasal atık sorununun, bugün için Tuzla'da görünür hale gelenin çok üzerinde olduğunu iddia etti.

Türkiye'de bu konudaki en büyük eksikliğin ve Tuzla'da ortaya çıkan durumun nedeninin, kimyasal atık oluşumunda hiçbir kontrol mekanizması bulunmaması olduğunu dile getiren Dökmecibaşı, şunları kaydetti:

"Bugün Türkiye'de, sanayi üzerinde kontrol sağlayacak denetim yok. İkincisi tehlikeli atıklarla ilgili envanter çalışması yok. Türkiye'deki ürün imalatında ham madde olarak neyin içine ne kadar tehlikeli madde giriyor, bununla ilgili envanter çalışması yok. Türkiye'deki sanayi büyük ölçüde küçük ve orta büyüklükteki işletmelerden (KOBİ) oluşuyor ve bu sanayi kuruluşları, defa ruhsat alırken denetimden geçiyorlar. Bu noktadaki en trajikomik yanı da Türkiye'nin en büyük sanayi bölgelerinden biri olan Aliağa'da geçen yıl yapılan araştırma ortaya koydu. Bu araştırmayla Aliağa'daki tesislerin yüzde 50'sinin ruhsatsız olduğu ortaya çıktı. Ruhsatı olmayan, ÇED raporu olmayan sanayi veya bu konuda yetkili kuruluşlardan değil, belediyelerden izin almış sanayi. İstediği gibi üretim yapılıyor. Ne üretiliyor, sonuçta ne çıkıyor bilen yok."

"TEHLİKE TUZLA İLE SINIRLI DEĞİL"

Dökmecibaşı, bu görünüm altında tehlikenin ya da atıkların toprağa gömülmesi, derelere salınması gibi durumların Tuzla ile sınırlandırılmasının mümkün olmadığını ifade ederek, "Türkiye'de sadece Tuzla'da değil, çok sayıda yerde atık mezarlığı var" dedi.

Bu durumu, yetkili kurum ve kuruluşların açıklamalarından da anlamanın mümkün olduğunu ifade eden Dökmecibaşı, şöyle konuştu:

"Türkiye'de ortaya çıkan yıllık kimyasal atık miktarı hakkında bakanlık, Kimya Sanayicileri Derneği, İzmit Atık ve Artıkları Arıtma, Yakma ve Değerlendirme A.Ş (İZAYDAŞ) başka başka rakamlar veriyor.

Oysa bu kurumlar bu konuda en fazla bilgi sahibi olması gereken üç önemli kurum. Yani biz daha ne kadar tehlikeli atık çıkardığımızı bilmiyoruz. Sorunun daha başında ne olduğunu bilmezseniz çözüm de getiremezsiniz."

ATIK SORUNUNA KARŞI TEMİZ ÜRETİM MODELİ

Dökmecibaşı, Türkiye'de bugün için sorunun kendisi kadar, devletin çözüm yaklaşımının da tehlike taşıdığını ileri sürdü.

Türkiye'de devletin atık politikası bulunmadığını savunan Dökmecibaşı, bu nedenle de "Sanayi üretiminde tehlikeli atık elbette çıkar. Bunun için yapacak bir şey yok. Atık sorunu çözmek için yatırım yapmak gerekir" denilerek, yakma tesisleri ya da gömme alanlarını çözüm olarak gösterildiğini söyledi.

Dökmecibaşı, Greenpeace olarak kimyasal atık sorununa yaklaşımlarının bertaraf yönünde olmadığını belirterek, şöyle devam etti:

"Biz bakanlığa yıllardır, Türkiye'nin çok ciddi atık stratejisi geliştirmek zorunda olduğunu söyledik. Bu sorunun çözümü atıkları yakmakla gömmekle olmaz, sanayiyi temiz üretim yollarına teşvik ederek olur. Türkiye aslında bu konuda şanslı ülke. Türkiye'deki sanayi henüz gelişme aşamasında, önünde böyle şansı var.

Sanayi kuruluşları bu yönde teşvik edilebilir. Yoksa atıkları İZAYDAŞ'ta yakmak çözüm değil. Yaktığınız zaman çok daha tehlikeli atıklar ortaya çıkarıyorsunuz. Türkiye'de atık yakma tesislerine değil, atık düzeyini minimuma indirecek ve atıkları ekonomiye geri kazandıracak sistemlere ihtiyaç var."

Bunu yapmanın, atıkları bertaraf etmek amacıyla yapılması öngörülen yatırıma kıyasla çok daha ekonomik olduğunu da vurgulayan Dökmecibaşı, atık bertaraf tesisi kurmak için AB'den 40-50 milyon avroluk yardım talebinde bulunulduğunu, halbuki bu paranın yarısının temiz üretimi teşvik için kullanılması halinde Türkiye'nin uzun vadeli çözüme kavuşabileceğini söyledi.

Banu Dökmecibaşı, şu an için Türkiye'nin tek atık yakma tesisi olan İZAYDAŞ'ın bu nedenle hatalı yatırım olduğunu öne sürerek, "AB'de bir çok ülkede yakma tesisi yasaklandı. Onun yerine geri dönüşüm ve tehlikeli atığı minimize etme gibi stratejiler geliştiriliyor. Biz ise bu hataları en baştan tekrarlamaya çalışıyoruz" dedi.

  • İZMİR (A.A)

    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi