|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 15 NİSAN 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
En güzel "laiklik" yorumunu, Prof. Tülin Bumin yaptı: Özgürlük paradigmasıyla ilişkili olması gereken laiklik, hem giderek kendini dinselleştiriyor ve topluma kapatıyor, hem de sekülerleşmeyi engelliyor. Sözü, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmaya getirmek istiyorum. Konuşmada öne çıkan "laiklik" vurgusunu, başlangıçta, ezbere alınmış herhangi bir ifade (vurgulama) olarak değerlendirmiş, üzerinde durmamayı tercih etmiştim. Birincisi: Laiklik, siyasal/toplumsal, üzerinde herhangi bir konsensusa varılmamış, henüz ne olduğu bilinmeyen, buna rağmen siyasetçilerin ve devlet büyüklerinin sıklıkla kullandıkları bir kavramdı. Dolayısıyla eskimişti ve sadece anakronik zihniyetlerde karşılığını bulabilirdi. İkincisi: Kavrama yazık ediliyordu. Bu kadar çok tüketilen, tüketildikçe "çözüm" özelliğini yitiren ve giderek kendini sorunsallaştıran (hem sorunsallaştıran, hem dinselleştiren) ikinci bir kavram yoktu. Üçüncüsü: Sezer konuşacak da, cümlelerinin arasına "laiklik" sözcüğünü sıkıştırmayı ihmal edecek! Mümkün mü? Dördüncüsü: Laiklik hassasiyetinden kaynaklanan bu tarz "yüksek uyarı" konuşmaları Sezer'e yakışıyordu ve aklımıza, "ezbere alınmış" ifadelerin işaret ettiği tehdit konsepti dışında, yeni bir "tehdit ihtimali" gelmiyordu. Yani, Sezer bu tarz konuşmaları hep yapıyordu, söyledikleri o kadar da yeni ve orijinal sayılmazdı. Tabii o talihsiz cümle olmasaydı... Hani, "Dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak, toplumsal yaşamı etkilemesine izin verilemez; bireyin inanç ve ibadet yaşamına, kamu düzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak amacıyla sınırlamalar konulabilir; dinin kötüye kullanılması ve sömürülmesi yasaklanabilir" cümlesi... Sadece "talihsiz" nitelemesinde bulunabiliyorum. Başka nasıl açıklanabilir ki? Demek ki din, sadece bireyin manevi yaşamında, yani "vicdanında" kalmalı ve toplumsal yaşamı etkilememeli. Din, oysa, sadece içte (duyguda) yaşanan bir şey olabilir mi? Bu nasıl bir dindir? Toplumsallaşmayan, toplumsal hayatı etkilemeyen ve bireyin toplumsal hayat içindeki davranışlarını belirlemeyen bir din, ne kadar "din" sayılabilir ki! Din, toplumsal hayatta görünürlük kazanmayacak da, nerede kazanacak? Bu kadar cami, kilise, havra boşuna mı yapıldı? İbadethanelere doluşan bunca insan suç mu işliyor, kamu düzenini mi tehdit ediyor? Bu, giderek "farklı" ve "tehlikeli" bir dinselliğe işaret eden yeni laiklik yorumuna göre, bireyin görünür alanlardaki her türlü etkinliği (dua okuması, dükkanını besmeleyle açması, oruçlu olduğunu belli ederek sokaklarda dolaşması, üzerinde dinî sembol taşıması, futbol sahalarında haç çıkarması), kamu düzeni gerekçe gösterilerek pekala yasaklanabilir. Bunu mu demek istiyor Sezer? Hangi hukuka istinad ettiğini bilmediğimiz "kamusal yasaklar", bundan böyle, toplumsal hayatın birer parçası olan evlerde, sokaklarda, parklarda, lokantalarda, sinemalarda, yeşil sahalarda da mı karşımıza çıkacak? Hem, ne demek kamunun güvenliği ve çıkarları? Kamunun güvenliğini, "kamu"ya tahdit koyarak, kamunun varolduğu toplumsal alanları dinden arındırarak mı sağlayacağız? Sezer ne demek istiyor? Hem bir "birey" ve "toplumsal varlık" olarak, hem de vergisini ödeyen, kamusal yükümlülüklerini yerine getiren bir vatandaş olarak bilmek istiyorum!
|
![]()
| ||||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |