T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 15 NİSAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Dücane CÜNDİOĞLU

've'

-"Ben ve sen" Görünüşte 'ben'i 'sen'den ayıran, ayırmakla kalmayıp 'ben'le 'sen'in sınırlarını tayin eden bir ayraç 've'...

- "Ben ...ve... sen"

Acaba ben-sen olmasaydı, 've'nin kendi başına bir anlamı olur muydu?!

Bu soruya kesin bir cevap vermeden önce, dilerseniz, ve'yi kısa bir süreliğine de olsa tek başına bırakalım:

- "... ve ..."

Tek başına ne kadar da mecalsiz görünüyor değil mi? Yalnız ve çaresiz... tek başına... ne öncesi var, ne de sonrası. Sadece: "... ve ..."

Virgül işaretinin çoğalmasıyla, ah bir bilseniz, varlık alanı nasıl da daraldı zavallının. Artık bolca virgül kullanıyoruz, ayırmak için, birleştirmek için, durmak için, nefes almak için... O virgül ki 've' şeklinde yazıp telâffuz ettiğimiz 'vav' harfinin aynen küçültülmüş hâli; belki garip gelecek ama işlevleri bile aynı:

- "Ben, sen ve o"

Burada ben'le sen'i bir virgül işareti ayırıyorken, sen'le o'nu 've' ayırıyor. Şöyle de yazabilirdik oysa:

- "Ben, sen, o"

Nitekim Osmanlılar da aşağıdaki gibi yazıyorlardı:

- Ben ve sen ve o"

Ve'nin ayırıcı vasfını fazla abartmamak gerekiyor; zira bazen birleştiriyor da. Ayırdığı gibi birleştiriyor; daha doğrusu, o aslında ayırırken birleştiriyor:

- "Ben ve sen"; yani "ben ile sen"...

Hakkını yememek gerek, görüldüğü üzere bir beraberlik, bir birliktelik anlamı da var ve'nin. Öncesine ve sonrasına nokta işareti konulmasından rahatsızlık duyması da bu yüzden değil mi zâten? Hep bir dizi içinde yer almayı sever; taraflar arasında ilgi kurmaktan, onları birbirine bağlamaktan, sözcükleri, kavramları, şeyleri ve olguları yakınlaştırmaktan, yanyana getirmekten, vurgu üzre vurgu yapmaktan hoşlanır. Meselâ 've' olmasaydı, "sabır ve sebat", "azim ve gayret", "hayır ve hasenat", "fitne ve fücur" gibi eş- veya yakın-anlamlı sözcükleri nasıl bir araya getirecektik?!

Bugün yaptığımız gibi 'tire' işaretiyle mi?

'Ve' virgül'e dönüşmeden önce o ihtişamlı günlerindeyken paragraf başlarında da kullanılırdı. Öyle ki onsuz konuşmaya ve yazmaya dahi başlanamazdı bir zamanlar.

Ben arasıra eski günleri yâd etmek amacıyla ve'yi paragraf başlarındaki o itibarlı yerine kavuşturmaktan garip bir haz alırım; üstüne basa basa bir de onu büyük harfle (VE) yazar ve bu takdirde şu anlamı kastederim: "yukarıdaki açıklamalarımız ışığında düşünülecek olursa..."

'Ve' hayatını idame ettirebilmek amacıyla ne yazık ki zaman içinde bazı edatlarla işbirliği yapmak zorunda kalmış, ister istemez kendi haysiyetinden ödün vererek 'ya'nın hemen kendi ardına eklenmesine pek ses çıkarmamış: "veya".

Veya'nın içindeki 've' artık tanınamaz hâldedir; üstüne üstlük daha kıyıcı bir anlam kazanmıştır.

- "Ben veya sen" veya "sen veya o"

Bir zamanlar iki sözcük arasına girer girmez kollarını iki yana açmak suretiyle kavgayı ayıran, dolayısıyla onların birbirleriyle dalaşmalarını engelleyen halîm-selim karakterli 've', bazen üzüntüsünden ayırdıklarının tokalaşmalarına da sebep olur, barışmalarını sağlardı. Lâkin 'ya' ekini aldıktan hemen sonra bu tavrını değiştirmiş, farklı öğelerle irtibat kurmayı beceremeyen aksi ve asabî bir ihtiyara dönüşmekten kaçınamamıştır; "ya sen, ya o" anlamında "sen veya o" denmesi, işte böylesi bir hırçınlığın mahsulüdür. "Ve yâhud"daki ve'nin kendi haysiyetini korumasından ve bağımsızlığından kim rahatsız olabilirdi? Elbette "dilde ekonomi" adıyla kenar mahallelerde bile bezirgânlık yapmaktan kaçınmayan o açgözlü alüfte...

Sözün yazıya ferman dinlettiği devirlerdeki âmir mevkîinden düşünce, ister istemez "ve lâkin"li, "ve fakat"lı, "ve ammâ"lı, "ve yâhud"lu izdivaclar da meşruiyetlerini kaybetmiş, 'nokta'ların çoğalması ve nokta'dan sonra gelen harflerin büyümesi sebebiyle 've' hâkimiyet alanının en önemli cephelerinden ric'at etmek zorunda kalmıştır. Sadece virgül mü, zamanla nokta da, noktalı-virgül de arsızca ve'nin yerini almıştır.

Yeni alfabenin insafsızlığını da hatırlayacak olursak, "vallahi"nin içinde erimiş olan ve'yi bugün çoğu kimsenin niçin çıkaramadığına ve yemin ifade eden o meşhur "vav-ı kasem"in nasıl da nisyana terkedildiğine belki bir anlam verebiliriz.

Unutmayın ki istersek ve pekâlâ dilimizi bozmayı göze alabilirsek, belki Ataç'lar gibi ve'siz konuşmayı ve yazmayı başabiliriz ve fakat aslâ ve'siz düşünemeyiz. Nitekim bugünün Türkü biraz da ve'siz kaldığı için düşünmenin hakkını veremiyor.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi