T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 15 NİSAN 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Kürşat BUMİN

'Askere Din Kitabı'

Madem ki geçen hafta Perihan Mağden hakkında hazırlanan iddianameden hareketle bir kere daha "vicdani red" meselesine girdik, o halde bu konuya ışık tutacak bir yayından söz etmenin de zamanıdır.

Açıkçası bir ay öncesine kadar böyle bir kitabın varlığından habersizdim. Beni bu yayından bir dönem öğrencim de olan felsefeci Zerrin Kurtoğlu haberdar etti. Ahmet Hamdi Akseki'nin kaleme aldığı "Askere Din Katabı"ndan söz ediyorum.

Zerrin'in bana ulaştırdığı baskı Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları arasında yer alan 1982 tarihli beşinci baskı. Kitabın ilk baskısı ise,1925 tarihini taşıyor. "Erkanı Harbiye-î Umumiye Reisi Müşir FEVZİ"nin isteği doğrultusunda kaleme alınan ve yayınlanan bir kitap bu. Mareşal, Diyanet İşleri Başkanlığı'na "Ordunun maneviyat dersleri içinde en mühim kısmı diyanete müteallik tedrisattır" diye başlayan bir "tezkere" yollayarak "ordunun bu ihtiyacının muhtasar bir risale tertip edilerek temin buyurulmasını" rica ediyor. Bu görevi de o dönem Diyanet İşleri Başkanı Muavini olan Ahmet Hamdi Akseki üstleniyor.

Akseki, "Askere Din Kitabı"nı kolay anlaşılacak bir biçimde ("didaktik tarzda" diyelim) hazırlamış. Kitap, "Teğmen ile Hasan Çavuş" arasında geçen soru/cevaplar şeklinde düzenlenmiş. Yani, Teğmen soruyor, Hasan Çavuş cevaplıyor. Bir bakıma, Sokrates'in Atinalılar ile laflayıp onlara hiç değilse bildiklerini sandıkları şeylerden aslında nasıl bihaber olduklarını göstermek için uyguladığı "doğurtma yöntemi"ne benzer bir uygulama ile karşı karşıyayız. Bir örnek vermek gerekirse mesela diyaloğun şu ilk cümleleri: "Teğmen: Hasan Çavuş, vatan bizim neyimizdir? / Hasan Çavuş: Anamızdır. / Teğmen: Vatan nasıl bir anadır? / H. Çavuş: Aşk ve sevgiye; uğrunda can vermiye lâyık mukaddes bir anadır...."

Böyle bir kitabın varlığını tabii ki normal karşılamalıyız. Çünkü, sadece bizde değil, dünyada var olan bütün ordularda askerin gözünü kırpmadan savaşabilmesi için ortada tartışma götürmez bir takım değerler olması gerekir. Bu değerler "milli" ve "dini" olabildiği gibi, bunlardan çok farklı temellere de (mesela İspanya içsavaşındaki "Gönüllü Tugayları"nı hatırlayın) dayanabilir. Fakat (yine) bildiğiniz gibi, diğer "modern ordular"da artık önem arzetmeyen "dini duygular" TSK söz konusu olduğunda hâlâ ayaktadır. Bunun nedeni tabii ki İslam'ın "savaşmak" ile olan özel ilişkisidir. Çünkü sonuç olarak (Akseki'nin sözleriyle) "Peygamberimiz Efendimizin kendisi de en büyük asker ve komutandı."

İşte bu özel durumun bir sonucu olarak Akseki'nin "Askere Din Kitabı" adlı eseri didaktik tarzda kaleme alınmış bir "ilmihâl" faslından sonra asıl konuya, yani görev başındaki "asker"in nasıl bir ruh hali içinde olması gerektiğinin izahına gelmektedir.

Akseki, kitabının bu ikinci yarısına "Türk askerlerinde Müslümanlık ve Kahramanlık Duyguları" başlıklı bölümle başlıyor. Yazarın bu bölümde hatırlattığı ilk husus "Müslümanlığın altıncı şartı" olarak nitelediği "cihat"tır: "Bu, namazdan, oruçtan, hacdan ve zekâttan başka bir vazifedir. Bu vazife yapılmadıkça öbürleri de dosdoğru yapılamaz. Bunun içindir ki Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) Efendimiz bize hem sivil, hem asker terbiyesi vermiştir. (...) Askerlik olmadıkça, millet ve memleket kurtulamaz."

Akseki'nin bu konuya ilişkin kaleme aldığı "Teğmen-Hasan Çavuş" diyaloğu da dikkat çekici:

"Bir gün Hasan Çavuşla konuşuyordum. Çavuş, dedim, bizim askerler Avrupalıların askerleri gibi bol bol yeseler nasıl olurlar? Hasan Çavuş cevap verdi: Bu, bir taraftan zenginlikle olur. Bir bakıma göre de iyi alamet değildir. Bizim Türk askerini öyle uzun boylu nazik şeylerle beslemeye lüzum yok. İyi bir çorba, etli fasulye ve pilav yetişir. Alt tarafı iman kuvveti ile silah bereketi ile olur. Türkün karnı doydu mu silahına, süngüsüne düşman dayanmaz!"

İşte böyle....

Akseki'nin kitabı bayağı zengin bir kitap, bir günde özetlenemez. Dolayısıyla önümüzdeki yazıda devam...

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi