|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 15 NİSAN 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
Harp Akademileri Konferansı'nda Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer basının ifadesiyle oldukça sert mesajlar vermiş. Sayın Sezer'in demeç, tutum ve davranışları hakkında yorum yapma ihtiyacı hissetmiyorum. Seçildiği günden beri hükümetlerle ilişkisi kendisinden beklendiği gibi olmamıştır.. Sadece AK Parti hükümetleriyle değil önceki hükümetlerle de ilişkisi bu minval üzere olageldi. Sayın Ecevit'i bile çileden çıkartıp, basına kendi aleyhinde açıklama yaptıracak kadar gerilimli bir ilişki süreci vardı. Sayın Sezer'e kimsenin sitem etme hakkı yoktur. Biz de zaman zaman sayın Sezer'in fikir ve davranışlarını eleştiririz. Sayın Sezer'in bizi eleştirmesi ne kadar demokratik bir hak ise bizim kendisini eleştirmemiz de o kadar demokratik hakkımızdır. Biz bu hakkımızı kullanırken asla Cumhurbaşkanlığı makamını istiskale yahut şahsa hakarete tevessül etmedik etmeyiz de. Bunlar sürpriz değil. Yalnız sorumluluğun Sayın Sezer'de olmadığını burada vuzuha kavuşturmak lazım gelir. Evet bence sorumluluk Sayın Sezer'in değil. Asıl sorumluluk Nevzat Yalçıntaş gibi Sadi Somuncuoğlu gibi o makamı cumhur ile barışık bir şekilde doldurabilecek iki değerli aday varken FP ve MHP'nin sayın Sezer'i tercih etmesi DYP'nin de bu tercihe destek vermesidir. Sayın Sezer inandığı ve düşündüğü gibi hareket etmekte ve demeçler vermektedir. Bence kişilikli davranmaktadır. Asıl sorumluluk ve eğer varsa günahı ve savabı, kendi siyaset anlayışlarıyla bağdaşmayan biçimde yanlış ve isabetsiz tercihte bulunan FP, MHP ve DYP'ye aittir. Harp Akademileri Konferansı'nda 18 sayfalık uzun bir konuşma yapan Sezer eğer türban diye eleştirdiği başörtüsü hakkında cumhurun aksine bir görüş sahibiyse bu görüşü yeni benimsemedi ki, zaten cumhurbaşkanı olmadan önce de öyle düşünüyordu. Üyesi bulunduğu mahkemenin anayasaya aykırı yorumuna imza atanlardan biriydi. Mütedeyyin insanları tarif edilmemiş bir irtica kavramıyla töhmet altında tutan yaklaşım sayın Sezer'in cumhurbaşkanı seçildikten sonra sahip olduğu yeni düşünceler değildi ki. Zaten seçilmeden önce de aynı bakış açısına sahipti. Şimdi kalkıp ta, hakkında hiçbir yargı kararı olmayan şahıslar devletin memuru iken, müdürü iken sakıncalı görülmüyor da, genel müdürlük yahut daire başkanlığı gibi üst düzey bürokratlığa aday gösterilince mi mürteci oluyorlar diye sormaya hakkımız yok. Zaten öyle değerlendiren bir kişiliğe sahipti sayın Sezer. Burada bir noktanın daha altını çizmekte belki fayda vardır. O da, Sayın Sezer ve benzeri şahsiyetlerin dindarlar hakkında bu neviden şüpheci yaklaşımlarına dindar camianın kimi fertlerinin maksadını aşan ifade ve eylemleri de sebep olmuş olabilir. Ama mademki Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti öyleyse kimse hakkında yargı kararı olmadan, keyfi biçimde hukuka aykırı olarak düzenlenen fişlemelerden ya da kimi vehimlerden yola çıkılarak hüküm verilmemelidir. Hele sorumluluk makamında olan şahsiyetlerin devletin ve milletin bütünlüğüne halel getirecek, milleti kamplara bölecek söylemlerden uzak durması gerekir. Milleti kendi öz kurumlarıyla kavgalı vehmine dayalı önyargılarını kendilerine saklamaları ve işgal ettikleri makamların yüklediği sorumluluk duygusuyla hukuk içinde kalarak hareket etmeleri gerekir. Bu bağlamda sayın cumhurbaşkanımız yaptığı konuşmasında kimi isabetli tespitlerinin yanı sıra bilhassa başörtüsü ve irtica gibi konularda tamamıyla subjektif kimi fikirler öne sürmüştür. Bunları, hukuki belgelere dayandırarak ispat etmediği sürece ben şahsen cumhurun gerçekleriyle bağdaşmayan, cumhurbaşkanlığı makamının değil sayın Sezer'in şahsi fikirleri olarak görüyor ve değerlendiriyorum.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |