|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 15 NİSAN 2006 CUMARTESİ | ||
Öyle görünüyor ki, Türkiye'de siyaset insanların maksimum ve toplam mutluluğunu artırmayı arayan bir uğraş olarak düşünülmüyor. Birilerinin mutlu olmasının yolu başka birilerinin olabildiğince bu mutluluktan mahrum bırakılması gibi sadist bir esasa oturuyor. Siyaset giderek sadist bir performansa dönüşüyor. Hasmı için kim daha kötüsünü isteyebiliyorsa siyasette daha fazla prim yapmaya yöneliyor. Ülke siyasetinde sesleri daha gür çıkanlar bütün farklarıyla, ülkenin bütün insanlarını kapsayabilen genişlikte bir hayal kuramıyor, böyle bir gelecek tasarlayamıyorlar. Planları ancak ülkenin belli bir kesiminin tamamen yok sayılması veya mutsuz kılınmasına dayanıyor. Bu planlarda farklı insanların dünyadan beklentilerine cevap bulmak üzere en ufak bir empati kurma niyeti gözükmüyor. Hayallerinde bile olabildiğince cimri, olabildiğince dar görüşlü, olabildiğince kısır gönüllü, olabildiğince katı kalpli görünen bu insanlar memleket siyasetinde etkili olmaya devam ettikçe memleketin iki yakası bir araya gelmiyor. Bunlar konuştukça Türk toplumu birbirinden nefret eden, birbirlerine kin güden, birbirlerini düşman gibi gören insanlarla dolu kamplara ayrışıyor. Bir bütün olarak ülkenin mutluluğunu düşünme sorumluluğunu birinci dereceden duymak durumda olan Cumhurbaşkanının din özgürlüğüyle ilgili son demeçleri, ideoloji uğruna insan mutluluğunu hiçe sayan bir anlayışa dayanıyor. İnsanların ihtiyaçları, dinamik toplumsal talepleri gözardı edilip ideolojilerin memnun edilmesi öncelendikçe toplumsal gerilimlerin önü alınamaz. Kılık kıyafetle ilgili düzenlemelerde ısrar etmenin ideolojik olmaktan başka hiçbir gerekçesi yoktur. Bunun ne toplumsal düzene hizmet eden bir tarafı var, ne de laikliğe. Bu ancak bütün varlığını inatçı bir formalizmde kurmuş bir ideolojik fundamentalizme hizmet eder. Toplumda zaten bu konuda var bir gerilimi, memleketi birbirinden nefret eden insanlara bölme istidadı olan bir konuyu bir Cumhurbaşkanının ele alma biçiminin tabii ki her şeye rağmen çok daha farklı olması beklenirdi. Cumhurbaşkanının devletle insanların arasını açmak, devleti halka yabancılaştırmak, halkı devlete karşı soğutmak gibi bir rolü olmamalı. Hele böyle talihsiz bir konuşmayı Kara Harp Okulu gibi bir zeminde yaparak ne halkı askere ne askeri halka karşı soğutmak gibi bir rolü olmamalıdır. Böyle bir konuşmanın böyle bir zeminde yapılmış olmasının bundan başka bir sonucu olmaz. Cumhurbaşkanı zaten bir muhalif parti lideri gibi davranmakla kalmıyor, en az Baykal kadar kötü bir siyasi lider olarak kendi performansıyla yetinmeyip saha dışındaki diğer aktörleri de, mesela askeri ve yargıyı da yardımına çağırıyor. Konuşma üslubunda kendi vatandaşlarını tanıdığını, halkının mutluluğunu gözettiğini belli eden en ufak bir empati ve sempati işareti görünmüyor. Bu bir üslup. Güçlü olanın hiçbir eyvallaha yer vermeden sergilediği; Türkiye'yi bir bütün olarak mutlu kılmayacak; Türkiye'yi bir bütün olarak düşünmeyen; Türkiye'yi bölen bir üslup. Son zamanlarda başarısının çoğunu bu üsluba olan uzaklığına borçlu olan Başbakan da giderek bu üsluba çekilmeye çalışılıyor. Halkını bir bütün olarak düşünmek yerine malum kesimin meselelerine daha duyarlı olmaya zorlanıyor. DTP'lileri ısrarla biat etmeye davet eder gibi, iman tazelemeye davet eder gibi, boyun eğmeye davet eder gibi bazı açıklamalara zorlarken kullandığı üslup kendi üslubu değil. Oysa DTP'liler onun istediği şeyi yaparlarsa bölgede zaten hiçbir temsil kabiliyetleri kalmayacağını başbakanın hesaba katması lazım. Hoşumuza gitse de gitmese de gerçek budur. Hiçbir temsil kabiliyeti kalmamış organlarla neyi nereye kadar çözebilirsiniz? Yok, aslında zaten çözüm istenmiyorsa diyecek bir şey yok. Ama çözüm isteniyorsa, Türkiye, bir bütün olarak düşünülmek isteniyorsa, bir ülke olarak hep birlikte mutlu olmak gibi bir arayış varsa, hiçbir iletişim kanalını kapatmamaya çalışmak lazım. Kapatılan her iletişim kanalı binbir türlü soruna açılır. Büyük devlet olmanın gereği budur, yoksa gücünün yettiğini ezdiğini, ezebildiğini göstermek değildir. Siyasetin nihai tanımı da iktidarın sadistçe uygulanması değil, insanların mutluluğunu temin etmektir -mümkün olan en fazla sayıda insanı kapsayarak ve mümkün olan en yüksek seviyede mutluluğu…
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |