T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 27 NİSAN 2006 PERŞEMBE | ||
Uzun zamandır gözlüyorum; havada polenlerin uçuşmaya başladığı dönemlerde, sadece etrafımızda birileri hapşırmaya başlamıyor, sözleri gazetelere haber olan tipte insanlarımızın paranoyaları da depreşiyor. Uzmanlar bu durumu incelemeli, ben arada bir bağlantı olduğundan eminim. Anlaşılan o ki kanun kitaplarında yazmasa da sakız çiğnemenin yasak olduğu bazı yerler var. Ama asırlardır konuşula konuşula eskitilememiş bazı uyduruk mevzuları dillere sakız etmek her daim serbesttir. Ülkemizde köşe yazısı yazmakta olan kalemlerin pek azı halka bilmedikleri şeylerden sözediyor. Büyük çoğunluk malumu ilamdan öte bir maharete sahip değil... İnanmazsanız bakın gazetelerden köşe yazısı okuyan insanların pek çoğu kafalarını onaylar şekilde yukarıdan aşağıya sallıyorlar. Yolda çevrilip adres sorulan her on vatandaşımızdan dokuzu sorulan adresle ilgili hiçbir fikri olmamasına rağmen anında kendince bir tarif geliştirip muhatabına aktarıyor. Sanırım "bilmiyorum" demeyi millet olarak içimize sindiremiyoruz. Kesin olan, bu ülkede sorarak adres bulunamayacağı... Zaten atalarımız da bulunabilecek adres olarak uzunca zamandır ülke sınırlarının dışında bulunan Bağdat'ı referans göstermişlerdir. Kitap satın alan insanların büyük bir kısmı bunu yapmadan önce çevirip arka kapaktaki tanıtım cümlelerine bir göz atarlar. Garip olan, azımsanamayacak miktarda insanın da kitabı okuyup bitirdikten sonra arka kapağı okuması... Sanırım kitaptan anladıkları şeyin doğru olup olmadığının sağlamasını yapmak istiyorlar. Sokakları, caddeleri, dükkanları çilek kokusu sardı. Bu hiç dayanamadığım bir koku... Kızarmakta olan biber kokusuyla birlikte bu iki kokunun koruma altına alınması lazım... Çocukluğumuzun pek çok kokusu artık yaşamıyor. Bir haber okudum, içim rahatladı. Bilim adamları insanda alışveriş geni bulunduğunu tespit etmişler. Böyle haberlerde insanı sinirlendiren bir ciddiyetsizlik oluyor çoğu zaman. Ama bu defa haberi inandırıcı bulmakta ısrar ediyorum. Çünkü aksi halde bende alışveriş uyandıran hallerimi yakın zamanda bir ruh tamircisine göstermem gerekecek. Yaşımız durmadan ilerliyor, buna karşılık her gün bir sürü yeni kitap basılıyor. Kitapları kısa zamanda okuyup bitirme yeteneği olmayan bir adam olarak hiçbir zaman okuyamayacağım kitapların bir dağ gibi yığılması canımı sıkıyor. Ama sevindirici bir şey de var, asla kapağını bile açmayacağım kitapların sayısı da hızla artıyor. Uzun zamandır merak ettiğim bir şey vardı: Dalgıç olmak için yüzme bilmek gerekir mi, gerekmez mi? Nihayetinde dalgıçların suyun üstünde durmaları gerekmiyor. İşin ehline sordum ve aydınlandım. Dalgıç olmak için yüzme bilmek şartı yokmuş, ama oksijen tüpünde oksijen bitinceye kadar öğrenmek gerekiyormuş! Maçlardan önce taraftarlara sahaya atmaları için bumerang dağıtılabilir. Attıklarında dönüp dönüp kafalarına dank edecek olan bumeranglardan sonra, sahaya bir şey atmamaları gerektiğini öğrenirler.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |