T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 27 NİSAN 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
İnsanın bu Arz üzerinde iki çetin ödevi vardır. Bu ödevler nasıl kolaylaşır? Sevgiyi gönlüne hakim kılan ve Yüce Sevgilinin gönlüne giren için bu iki çetin ödev kolaylaşır. Aşk olmayınca meşk de olmaz. Meşakkate katlanılamaz. Bu iki çetin ödevden birisi bütün insanlığın zulmün boyunduruğundan kurtulması için çalışmaktır, fekk-i rakabedir, insan hakları ve hürriyeti uğruna meşakkati üstlenmek, bu yolda gayret sarf etmektir. İkincisi de bütün insanlığın insanlık onuruna yaraşan bir hayat seviyesine sahip olması için Mâûn Düzeni'nin gerçekleşmesi için, Adalet'in ayrılmaz boyutu olan sosyal adalet için çalışmaktır. Gönlünde sevgi olan için bu iki ödev asla güç ve çetin değildir. Allah'a inanmayan ve ilahi sevgiden habersiz olanların bazıları "liberalizm" adı ile, insanlığı "hür" kılmak için çalıştıklarını söylerler, ne var ki bu liberalizmin kaşığı ile hürriyet bağışladıkları kişinin gözünü, liberalizmin sapı hükmünde olan "iktisadi liberalizm" ile çıkarmaya çalışırlar. Fakat iman, diğer bir deyişle sevgi sahibi olan, "merhamet" sahibi olan kimseler böyle davranmayıp bir hayvancağıza yapılan zulümden de insana yapılmış gibi acı duyarlar. (Beled Suresi'ni okuyunuz: 90). Geçenlerde sevgi ehli olan bir kardeş, yaşlı bir kadının çöp tenekesi karıştıracak duruma düştüğünü görmüş. "Biz uygarlaşamayız, adam olamayız, kadındaki zevksizliğe bak, bu yaşa gelmiş de utanmadan çöp tenekesi karıştırıyor!" demeyip, "donup kalmış" ve olayı, Yeni Şafak yazarı bir kardeşe aktarmış. O da bu olayı bize aktarıyor ve bir mü'min isyanı ile, "bir beldede bir yoksul aç sabahlarsa, bütün belde halkı Allah'ın emanından çıkar" hadisinin verdiği ıztırab ile, "hadi bakalım siz irtica'ı konuşun yine!.. Bir lokma ekmeğe muhtaç, yarı aç, yarı tok yaşayanlar gelmesin aklınıza!" diyordu. (Salih Tuna, 19 Nisan 2005 tarihli Yeni Şafak). Aynı sözü "haydi bakalım siz Calvinist Müslüman olmaya bakın" diye de tekrarlayabiliriz. İlahi sevgiye teslim olmamış isek, hayvana da insana da, önce kendi nefsimizi, sonra da ancak dar çevremizi onların yaşama haklarından bile ayrıcalıklı ve üstün tutarak "zalim" oluruz. Bunu da çok söylersek "mürteci" oluruz. Yahut Maun Suresi'nin kapsamına girenler açısından da "kafir" sayılırız. Bilmem ki dünya gözü ile görebilecek miyiz? Birinci Dünya Savaşı sıralarında ve öncesinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun çeşitli halkları ile yönetim arasına gayet ustalıkla fitne sokuldu. Bu gibi oyunların başarılı olması için de en fazla irtica - laiklik kavgası kullanıldı. Bir yandan da dış ilişkilerimizde değişmez ve evrensel değerler yerine, "milletlerin dostları değil, çıkarları vardır" vecizesi hakim kılındı. İran İslam Devrimi'nden sonra da önce PKK fitnesi, bir yanda da "Alisiz Alevilik" fitnesi tezgahlandı. Şah Devrinde "en iyi komşumuz ve en yakın dostumuz" olan İran; birdenbire bazılarınca "bir numaralı düşmanımız" olarak nitelendirilebildi. Dâbbet-ul Arz'ın insanlığı ardı ardına sokup daladığı bu dönem öyle bir dönemdir ki, "İmanını muhafaza etmek (bazıları için) avucunda kızgın kor tutmak kadar zor olacaktır" (Hadis). Sevgiye teslim olanlar için bu da zor değildir ve cevap bellidir: "Cinayet komisyonculuğu utancıyla yaşamaktansa bin yıl daha aç kalmaya razıyız biz. Yeter ki akbabalar uçmasın Mevlana'nın ülkesinden Mevlana ülkesine! (Salih Tuna). -Eyvallah Salih Kardeş! İnşallah sen Huseyn ile birlikte olursun, dolarlı zokaları gönüllü yutanlar da nâdim olurlar, olmazlarsa avcının kovasında dehşetle çırpınmaları fayda vermez. "Uyarılmadık" demesinler!
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |