T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 27 NİSAN 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Rasim ÖZDENÖREN

Gerçek ve görüntü

Fizikte, kimyada, biyolojide böyle olduğu gibi, toplumsal hayatta da böyledir: ortada bir görüntü bulunur, bir de bu görüntünün altındaki gerçek.

Genelde görüntünün gerçeği yansıttığı kabulünden yola çıkılır. Böylece görüntüyü, yani görüneni okumakla gerçeğin okunduğu düşünülür. Ancak görüntünün, aslında gerçeği tam yansıtmadığı ortaya çıkarsa (çıktığında) görüntünün yeniden okunması ihtiyacıyla karşılaşılır.

Fizikteki optik yanılgı sorunu ünlüdür. Suya batırılmış düz bir çubuk, suyun yüzeyiyle buluştuğu noktada kırılmış gibi görünür. Bu görüntü bir illüzyondur. Görüntünün bir illüzyondan (göz bağı) ibaret olduğunu fark etmeden, çubuk üzerine geliştirilen görüşlerin tümü yanlış olur. Çünkü çubuğun kırık olduğu kabulünden yola çıkılmıştır. Oysa çubuk kırık değildir, düzdür, kırılmamıştır. Buna rağmen, görüntünün elimizdeki çubuğa ait olduğunu inkâr etmemiz gerekir mi? Elbette hayır. Çubuk suya batırıldığında kırılmış gibi görünüyorsa, durum, ancak optikle, ışık kırılmalarının fizikteki açıklamalarıyla ortaya konulmalıdır. Bu yapılmadan salt görüntüye bakarak çubuğun gerçeğini betimlemeye kalkışırsak yanlışa düşeriz.

Toplumsal, tarihsel olayın betimlenmesinde (tasvir) de bu optik yanılsama durumu yol gösterici olabilir. Toplumda yaşanan hukuk belli bir şeyi gösteriyor olabilir. Diyelim ki, elinizdeki hukuk metni, ait olduğu toplumda demokrasiyi, laikliği, hukukun üstünlüğünü öngörüyor olabilir. Ancak salt bu görüntüye bakarak o toplumda demokrasinin, laikliğin, hukukun üstünlüğünün varbulunduğuna kani olmamız gerekir mi? Acaba görüntünün altında saklı bulunan gerçeklik nedir? Bu gerçeklik, hukuk metnine olduğu gibi yansımış mıdır? Yoksa gerçeklik daha farklı bir nitelikte midir?

Hukuk metnine rağmen, onun, hukukun üstünlüğünü telaffuz ediyor olmasına rağmen, o toplumda hukuk mercileri bazı odakların manipülasyonuna geliyorsa orada hukukun üstün olduğunu ifade eden lafız neyi göstermiş olabilir?

Hukuk metninde laiklik sözü geçmesine rağmen, toplumda laikliğin temelini oluşturan kiliseli bir toplum yoksa, orada laikliğin varbulunduğuna dair lafız neyi göstermiş olabilir? Laiklikle din ve vicdan özgürlüğünü tefrik edemeyen bir zihin için laikliğin anlamı ne olabilir? Toplumsal gerçeklikle onun görüntüsü arasında fark varsa, fakat bu fark tefrik edilmeden olaya yaklaşılıyorsa ortaya yanılsamadan başka bir şey çıkar mı?

Demokrasi, onun toplumsal gerçeklikteki rükünleri olan siyasal partiler tarafından desteklenmedikçe ve bu siyasal partiler gerçek anlamında bir "sınıf"ın çıkarını kollamak üzere örgütlenmiş olmadıkça, yasa metinlerinde onun varbulunduğundan bahis açılması ne ifade eder?

Gerçekle görüntüyü örtüştürmeyen bir yapılanmada bütün tartışmalar boşa çıkar. Ancak tartışmanın boşa çıktığını görüp eseflenmek de bir temele dayanmaz. O da boşunadır. Öyleyse ancak, görüntünün delalet ettiği gerçekliğin ne olduğunu anlamaya bakmalıyız. Görüntünün yansımasına neden olan gerçeğin ne olduğunu, o gerçeğin gerçek mahiyetini anlamaya çaba göstermeliyiz. Onun dibinde, en dibinde, derininde ne var, onu görmeye çalışmalıyız.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi