T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 11 ŞUBAT 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv
Yasin AKTAY

Banyo leğeniyle bebeği de atmamak için

Karikatürlerle Peygamber efendimize yapılan saygısızlığa gösterilen (tabii ki haklı) tepkiler giderek kontrolsüz kitle hareketlerine dönüşüyor. Müslümanların kutsal değerlerine karşı sergiledikleri bu hassasiyet her şeyden önce takdire şayan. Ancak bir tepkinin kontrolsüz bir taşkınlığa dönüştüğü her durumda olduğu gibi, bu konuda aklı başında bir çift laf etmek gittikçe zorlaşıyor. Dahası tepkilerin sergilenme biçimi, haklıyken haksıza dönüştüren cinsten. Daha sert açıklamalar birbirleriyle yarışıyor. Kim ortalığı daha çok gerebilecek, kin ve nefreti azdıracak hareketlerde bulunabiliyorsa istikameti daha fazla tayin edebilir hale geliyor.

Makul değerlendirmeler yapmanın zorlaşması aynı zamanda hiç de istenmeyen bir yere sürüklenmeyi de beraberinde getirir. Sürüklenme, siyasetin giderek olanaksız hale geldiği bir düzeydir. Çünkü seçme özgürlüğünüz kalmamıştır. İslam'ın siyasallaşmasından şikayet edenler, böylece Müslümanları siyasetsizleştirme başarısını kaydetmiş olurlar.

Oysa unutmamak gerekir ki, her bakımdan bir terbiyesizlik olan bu hareketi yapanlar, çanak tutanlar, sessiz kalanlar veya kınamayanların toplamı Avrupa'nın çoğunluğunu oluştursa bile Avrupa kavramı artık şu veya bu tür tavırlarla özdeşleşecek bir yapı olmaktan çoktan çıkmış durumdadır. En azından çıkmış olduğuna inanmak gerekiyor. Kimliklerin insanlara doğuştan verilmiş şeyler olduğuna inanmıyorsak, insanların kendi kimliklerini tercih etmelerinde bir özgürlük payı olduğuna inanıyorsak (ki, benim anladığım Müslümanlık tam da bu tercihin kendisidir) Avrupa Kimliği diye içeriği sabit bir kimliğin olduğuna da inanmamak gerekiyor. Aksi taktirde garabet bir denklemle karşı karşıya kalmış oluruz: İslam ve Avrupa karşıtlığını kuran denklem. Halbuki biri bir coğrafi kıtanın adıdır, diğeri ise Din'dir. Hem de nihai hitabında diğer bütün insanlara olduğu gibi Avrupalılara da hitap etmeyi hedefleyen Din. Bütün insanlara vaad ettiği erdemlerden Avrupalıları veya herhangi bir milleti hariç tutmayan Din. Dolayısıyla Avrupa asla İslam'ın Öteki'si değildir. Bunun tersi iddia edilse bile buna itiraz etme hakkımızı yok etmek durumunda değiliz. Avrupa, tarihinin belli dönemlerinde bir Haçlı ittifakını ifade etmiş olabilir. Bugün Avrupa'yı bu şekilde anlamak ve hissetmek ve bunun etrafından bir Avrupa milliyetçiliği sürdürmek isteyenler olabilir. Ama kim nasıl hissederse hissetsin, Avrupa kimliği artık münhasıran Haçlılığı ifade etmiyor.

Karikatür edepsizliği kendini bilen Hıristiyanlardan kaynaklanıyor değildir. Dini simge ve değerleri alay konusu etme, yani tanrıyı hayatlarında öldürme istidadına sahip olanlardan kaynaklanıyor. Tanrısını öldürmüş olandansa Hıristiyan da olmaz. Hıristiyanlık doğası gereği paganizme ve modernliğe karşı Tanrıyı çok savunmasız bırakıyor hatta hedef haline getiriyor ve bu Batı'da dinin çok kolay vazgeçilebilir hale gelmesine yol açıyor olabilir. Ama Hıristiyanlar, unutmayalım ki, Kur'an'ın bile klişeleştirmediği bir topluluktur. "Onlardan öyleleri var ki, Allah adı anıldığında kalpleri huşu içinde titrer" diye değiniliyor onlara. Bir kavme olan öfkemizi o kavimden olan başkalarına karşı adaletsiz davranma nedeni saymaktan men eden Kur'an ayeti burada değilse nerede hatırlanacaktır?

Kaldı ki Avrupa salt Hıristiyanlardan da oluşmuyor artık. Bugün Avrupa sınırlarında 25 milyon "Avrupalı Müslüman" yaşıyor. Avrupa kimliğini yeni tanım dalgaları bekliyor. Bu tanımlamaya müdahale etmenin Müslümanca siyasetine en az yakışanı onu bir "İslam karşıtlığı" olarak sabitlemek isteyenlere yardımcı olmaktır. Oysa İslam'ın gerçek Öteki'sinin, yani küfrün, ne sabit bir zamanı ne de vatanı vardır. Yanı başınızda ortaya çıkabilir. Kendinizden saydıklarınızda her an nüksedebilir. Biraz teyakkuz...

Bu arada karikatürleri şiddetle protesto etme tarzlarında bir aşamadan sonra bir tür ucuzculuk da göze çarpmıyor mu? Yanıbaşımızda Peygamberin yoluna, sünnetine, simgelerine yapılan çok daha pervasız ve süreklilik kazanmış saldırıların cevapsız kalmasında ve artık kanıksanmış olmasında İsmet Özel'in yakındığı "Pazar sabahlarına denk getirilen, bedelsiz protestolara" olan âşinâlığın bir payı yok mudur?

Bugün aslında başörtüsü yasağının bir tür sarkıntılık ve magandalık olarak sokağa da sıçrama teşebbüsünü yazmaktı niyetim. Ama mazeret hazır, yer kalmadı, sonra...


Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi