T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 1 TEMMUZ 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
Bakın ne oldu? Bu meclise Cumhurbaşkanı seçtirmek istemeyenlere yardımcı olmak bakımından "Sıtkı Ulay formülünü" araştırırken, karşıma eski bir CHP mebusu olan ünlü romancımız Yakup Kadri Karaosmanoğlu çıktı. İsterseniz önce Sıtkı Ulay formülünü hatırlatayım sevabına: Ülke 27 Mayıs darbesinden henüz çıkmış... Cumhurbaşkanı seçilecek... Darbeyi gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi'nin adayı Orgeneral Cemal Gürsel... Meclis'te çoğunluğu oluşturamayan ama CKMP ve YTP'nin de katılmasıyla bir adım öne geçen Adalet Partisi'nin adayı ise Prof. Ali Fuat Başgil. Komitenin amacı Başgil'i seçtirmemek. Darbenin mimarlarından general Sıtkı Ulay bir öneri getiriyor. Ulay, o sırada, diğer darbeci komite üyeleri gibi tabii senatör... Bu da Türkiye'ye özgü bir hoşluk olsa gerek: Darbe yap, halkın seçtiği hükümeti silah zoruyla işbaşından uzaklaştır, Başbakan'ı ipe gönder, kendini de "tabii senatör" ilan et... Neyse işte... Bu Sıtkı Ulay diyor ki, "Oylama için kürsüye bir Gürsel bir de Başgil kutusu koyalım; kimin kime oy verdiği görünsün. Başgil'e açıkça oy vermekten korkacakları için, ister istemez bizim adayımızı seçeceklerdir..." Bu öneriyi MBK üyeleri kendi aralarında tartışıyorlar. Sonra işi, "akil adam" belledikleri romancımız Yakup Kadri'ye götürüyorlar. Yakup Kadri, tek parti döneminin "açık oy, gizli sayım" yöntemini yakından bildiği için itiraz ediyor: "Böyle şey olmaz, usul neyse o uygulansın..." Bu işlerde tek usul vardır; romancımız elbette o bildik usulü kastetmemiştir ama, kalbi vatan sevgisiyle çarpan general Sıtkı Ulay o "en etkili" usule başvuracak (çünkü komite işin içinden çıkamamıştır), meseleyi kendi yöntemleriyle, silahlı tehdide başvurarak çözecektir. Bu etkili çözümün Cemal Gürsel'i Çankaya'ya taşıdığını hatırlatmaya gerek var mı? Başgil'i adaylıktan çekilmeye zorlayan vetirenin Yakup Kadri'de burukluğa yol açtığını tahmin ediyorum. Nitekim, bir süre sonra, (muhtemelen) Sıtkı Ulay cevvalliğini ve İsmet Paşa'nın çeşitli olaylar (27 Mayıs darbesi, Yassıada Duruşmaları, Menderes'in asılması, Başgil'in tasfiyesi) karşısındaki suskunluğunu hazmedemeyerek partisinden istifa edecek, TBMM çatısı altında bağımsız kalmayı tercih edecektir. İsmet Paşa, o yıllarda, bugün Deniz Baykal'dan (ve bazı Cumhuriyet gazetesi yazarlarından) duymaya alışık olduğumuz türden laflar ediyor, iktidardaki ömrünü uzatabilmek için sürekli "asker sopasını" hatırlatıyordu. "İsmet Paşa" diyor Yakup Kadri, "bu tutumları, bu davranışlarıyla benim nazarımdaki değerini, 'meşruiyetçi' ve 'nizamcı' vasfını kaybetti. Darbe yoluyla iktidara gelmenin en büyük aleyhtarı bildiğim bu siyaset adamı, şimdi iktidarda kalmak için ihtilal havasını besleyen sözler söylemekten sakınmıyor. Rakiplerini sindirmek için ikide bir 'üç güne kadar ne olacağını ben de bilmem' veya 'çok vahim olaylarla karşılaşmamız tehlikesi vardır' gibi üstü kapalı tehditler savurmayı mubah kabul ediyor. Yani orduyu, daima silahlı bir müdahaleye hazır göstermek suretiyle TBMM üstünde bir 'demokles kılıcı' gibi sallayıp duruyor." Bu satırları, koca romancımızın "Politikada 45 Yıl" adlı kitabından derledim. Siz isterseniz İsmet Paşa'ya ait sözleri, "Genç subaylar rahatsız!" ya da Baykal'ın sıklıkla dillendirdiği "Bu meclis Cumhurbaşkanı'nı seçerse, ne olacağını ben de bilemem" sözleriyle değiştirerek de okuyabilirsiniz. Sıtkı Ulay'a gelince... Şaşıracaksınız ama, sonradan "sosyal demokrat" bir parti kurdu. Yanına da CHP'li Alaettin Tiridoğlu'nu aldı. Tiridoğlu, 40'lı yıllarda, "milliyetçi" gençlikle birlikte Tan gazetesi matbaasını basıp parçalama "teşebüs-i vatanperverane"sinde rol almış değerli bir Türk politikacısıydı.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |