T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 1 TEMMUZ 2006 CUMARTESİ | ||
|
|
Daha cümlemi tamamlayamadan ne diyeceğimi tahmin etti Abdullah Gül, hemen kendi cümlesini yapıştırmasından onun kafasında da benzer tilkilerin dolaştığını anladım. "Yazabilirsin" meydan okumasıyla dediği şu: "Ak Parti'nin en sağlam olduğu nokta grubudur; hiçbir biçimde grubumuzdan sonuç almayı başaramayacaklar..." Siyasete kendilerince biçim vermeyi kafaya koymuş birilerinin takvimi olduğunu sanıyorum ben; her şey o takvime uygun cereyan ediyor. Şu sıralar yürürlükte olan süreç, bana göre, "Ak Parti'ye dışarıdan destek verdiğine ve desteklerinin önem taşıdığına inanılan kişi ve kurumların yıpratılması..." Gözünüzü açıp gazete ve televizyonların yayınlarına bakarsanız bu yönde yapılanları sizler de görebilirsiniz. Kişiler ve kurumların güvenilirliği sarsılırsa, son darbeyi indirme zamanı geldiğinde, iktidarın korumasız kalacağı hesaplanıyor besbelli... Bundan sonraki aşama ne peki? Varlığına inandığım takvimi görmüş değilim elbette, ancak takvim yaprağında bir sonraki aşama olarak "Ak Parti'nin içinin karıştırılarak sayıca zayıflatılması" notunun düşüldüğüne de adım kadar eminim. İktidar partisi birlik ve bütünlüğünü devam ettirebildiği sürece siyasete kendilerince biçim vermeye kalkışanların hedefe ulaşmaları mümkün değil çünkü... Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün 'yazmam kaydıyla' söylediği cümleyi bir başka bakana aktardığımda, baktım, o da aynı keskinlikte baş sallıyor. Onun dediği de şu: "Milletvekili arkadaşlarımızın tek tek sorunları olabilir, kimin yok ki? Ancak Antalya kampı Ak Parti kimliğinin bütünleştirici olduğunu gösterdi." Ak Parti yönetimi, cumhurbaşkanının kim olacağına, genel seçimin ne zaman yapılacağına kendilerinin karar vereceğinin herkes tarafından bilinmesini istiyor... Bir dostum, "Yavuz Donat hâlâ 'derin senaryo' izleğini sürdürüyor, ama Mehmet Haberal ve Yılmaz Büyükerşen'den cumhurbaşkanı ve başbakan çıkarmayı amaçlayan proje tavsamış gibi" dedi. 'Olmayacak duaya 'âmin' deme projesi' daha yolun başında suya düşmüşe benziyor gerçekten... Toplum mühendisliği çalışmalarının başarılı olması için gereken ilk şarttan mahrum çünkü proje... Proje müellifi, geçmişte -hadi açıkça yazayım 28 Şubat'ta- başarılı olmuştu ilk elde, ama o zaman sivil olmayan kullanılabilir malzeme vardı; bu defa aynı kişinin topuna kafa uzatan çıkmadı... Toplum mühendisliği sivillerin tek başına becerebileceği bir iş değil... Dün yazdığımı hatırlayınız: MHP lideri Devlet Bahçeli'nin, "Partimi hükümet dışına itmek isteyenler var; bizi oyuna getirecekler" kanaatinde ısrarlı olması üzerine erken seçim kaçınılmaz hale gelmişti. Erken seçim sürecini başlatan ise ANAP ve DYP genel başkan yardımcılarının Trilye Restoran buluşmalarıydı. Kenan Sönmez ile Ufuk Söylemez, "Bu hükümet gitmiyor, MHP'siz bir formül gelişirse DYP koalisyona girer mi?" sorusuna yemek masasında cevap aramış... Yandaki masada bazı rütbeliler oturuyormuş... İki gün sonra, bir gazete, "Trilye'de koalisyon pazarlığı" başlığını atınca... Hatırladınız herhalde... Gerçi, olayın kahramanlarından biri olayı bana aktarırken, "Şaka yapıyorduk, etraftaki askerler de şakamıza katılmıştı" diyor, ama MHP lideri Bahçeli o kanaatte değil... Olayın ardından, Hürriyet'in Frankfurt tesislerinin açılışındaki 'yeni bir koalisyon' görüntüsü Türkiye'ye yansıyınca, "Bu başka bir iş" diye düşünmüş olmalı Devlet Bahçeli... Her zaman böyle bir 'tesadüf' yaşanmaz, ama bu defa oldu. Trilye Restoran buluşmasına yan masadan katılmış olan rütbeli subaylar ekibinden Korg. Köksal Karabay'ın adı, yıllar sonra ilk kez, bir gazete haberinde yeniden geçti. ANAP ve DYP genel başkan yardımcılarının pazarlığına o zaman kulak misafiri olan Korg. Karabay, Kuzey Irak'ta askerlerimizin başına çuval geçirme çirkin olayı sırasında Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanı idi. Adının şu sıralarda yeniden gündeme gelmesinin sebebi ilginç: 2004 yılında TSK'dan emekli olan Köksal Karabay, bir grup arkadaşıyla birlikte, Amerikalı bir güvenlik şirketine ortak olmuş... Kuzey Irak'ta seyrüsefere çıkan Türk TIR'larını Pentagon'a yakınlığıyla bilinen Blackhawk Security adlı şirket ve Türk ortakları koruyacakmış... MHP lideri Bahçeli, gazete manşetine çekilen yeni koalisyon arayışından rahatsızlık duyup "3 Kasım 2002'de seçim yapılacak" kararlılığını göstermemiş olsaydı olaylar nasıl bir seyir izlerdi? Olayda adı geçenlerin hayat çizgileri değişir miydi? Bu sorulara verilecek her cevap tahminden ibaret kalacaktır. 'Kader' böyle bir şey işte... Abdullah Gül'ün "Yazabilirsin" meydan okumasıyla söyledikleri üzerinde düşünülsün isterim.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |